Stonehenge'in Gizli Tarihi: Altar Taşı'nın Yolculuğu
Çocukluğumdan beri Stonehenge beni heyecanlandırıyor. İngiltere'nin güneyindeki bir tarlada devasa taşların dikili durması, insanın içine bir şeyler fısıldıyor. Kim bu taşları oraya koyanlar? Araştırmacılar yeni bir teori ortaya attı ve açıkçası hikâye sandığınızdan çok daha çılgın.
Altar Taşı Nedir?
Stonehenge'in tam merkezinde duran büyük taşı görmüşsünüzdür. Fotoğraflarda bile fark edilebilir. Bu taş yaklaşık 6 ton ağırlığında. Bir filin kilosu kadar, düşünün. Şimdi asıl ilginç kısım: bu taşın kaynağı Kuzeydoğu İskoçya olabilir. Salisbury Ovası'ndan yaklaşık 700 kilometre uzakta.
Yedi yüz kilometre. Taş Devri'nde. Kamyon olmadan.
Taş Nasıl Geldi?
Sheffield Hallam ve Avustralya'daki Curtin üniversitelerinden bir ekip bu sırrı çözmeye çalışmış. Buzul çağı döneminde İngiltere'nin büyük bölümü buzlarla kaplıymış. Buzullar devasa kaya parçalarını iteliyormuş, sanki doğanın kendi teslimat sistemi varmış gibi.
Araştırmacılar antik buzul haritaları ve mineral tarihlendirmesi kullanarak Altar Taşı'nın yolculuğunu izlemiş. Buzullar taşı Dogger Bank bölgesine taşımış olabilir. Şu an denizin altında olan bu bölge, o dönemde karaydı.
Ama Buzullar Yetmedi
İşte burası kritik: buzullar Stonehenge'e kadar ulaşamamış. Modeller, buzulların İskoçya'dan Salisbury Ovası'na direkt bir yol izleyemeyeceğini gösteriyor.
Demek ki bir noktada insanlar devreye girmiş.
Araştırmacıların öne sürdüğü senaryo şu: buzul taşı Dogger Bank'a bırakmış. O bölge o zamanlar Doggerland'ın parçasıymış — Britanya'yı Avrupa anakarasına bağlayan yeşil, verimli bir arazi. Şimdi suların altında kalmış bir dünya yani.
İnsanlar bu devasa kayayı bulmuş. 'Vay be, bu taş güzelmiş' demişler belki. Sonra buzullar çekilip denizler yükselince, kutsal taşlarını su altında bırakmaya niyet etmemişler. Taşıyıp bir kez daha taşımışlar. Sonra bir kez daha. Ve sonunda Salisbury Ovası'na ulaştırmışlar.
Ne Anlıyoruz?
Neolitik insanları hayal ettiğimizde genelde basit, hayatta kalmaya çalışan topluluklar canlanır gözümüzde. Ama bu bambaşka bir şey söylüyor. Muhteşem bir planlama, organizasyon ve koordinasyon gerektirir.
Araştırmacılardan Dr. Anthony Clarke'ın dediği gibi: "Bu boyuttaki bir taşı bu kadar uzağa taşımak, araziyi derinlemesine bilmeyi, koordinasyonu ve inanılmaz bir azmi gerektirir."
Bu söz beni gerçekten etkiledi. Düşünün: tekerlek yok, vinç yok, makine yok. Sadece kas gücü, kaldıraç ve bolca ip. İnsanlar bu taşı yüzyıllar boyunca, belki nesiller boyunca, kilometrelerce taşımış. Buna değer görmüşler.
Araştırmacılar taşın Berkshire Ridgeway üzerinden gelmiş olabileceğini düşünüyor. Avrupa'nın en eski yolu olarak anılan bu güzergâh, Stonehenge'in inşa edildiği dönemde kullanılıyormuş.
Geriye Kalan Sorular
Bilim böyle işte: her cevap on yeni soru açıyor.
Taşın İskoçya'daki kesin kaynağını bilmiyoruz. Hangi rotayı izlediğini, kaç kişinin taşınmasına yardım ettiğini bilmiyoruz. Neden bu kadar değerli olduğunu bilmiyoruz.
Ama şunu biliyoruz: o taşı taşıyanlar kendilerinden büyük bir şeye inanıyorlardı. Bir kamyon ağırlığındaki kayada değer görmüşler ve onu geride bırakmamışlar.
Bir dahaki sefere Stonehenge fotoğrafı görsem, binlerce yıl önce yaşamış insanların ellerini düşüneceğim. İmkânsız denebilecek mesafelerde birlikte çalışan, kutsal bir şeyi binlerce yıl ayakta kalacak bir yere getirmek için kararlı olan insanları.