Malta'nın Gizli Tarihi: Avcı-Toplayıcıların 8.500 Yıllık Sırrı
Şöyle bir sahne hayal et: Akdeniz'de bir adadasın, kazma kürek sallıyorsun ve 8.000 yıldan eski avcı-toplayıcı izlerine rastlıyorsun. Sıradan bir keşif gibi görünüyor, değil mi?
Ama işte mesele: Bu insanların orada olmaması gerekiyordu. Üstelik dışarıdan destek almadan bu adada hayatta kalmaları kesinlikle mümkün değildi.
Karşınızda Malta.
Bir Milyon Yıllık Soru İşareti
2019'da araştırmacılar Malta'da ilginç kalıntılar buldu: Yemeklerden kalan kabuklar, taş aletler, kesilmiş geyik kemikleri. Radyokarbon tarihleme sonuçları her şeyin en az 8.500 yıl öncesine ait olduğunu gösterdi.
Burada kritik nokta şu: Malta'daki bilinen ilk çiftçiler bundan yaklaşık bin yıl sonra gelmiş. Yani tam bin yıl boyunca avcı-toplayıcılar bu yarı kurak adada yaşamış ve biz bundan habersizmişiz.
Max Planck Jeoantropoloji Enstitüsü'nden arkeolog Eleanor Scerri, Science dergisine şöyle demiş: "İlk başta inanmadık." Beş sezon daha kazı yapıp testler yaptılar. Bu kadar şaşırmışlardı.
İmkansız Denklem
Araştırma ekibi bulguları kabullendikten sonra cevaplaması gereken bir soru vardı: Bu insanlar nasıl hayatta kalmıştı?
İlk akla gelen açıklama basitti: Sicilyato Tunus'tan teknelerle gelmiş olabilirler. Mantıklı. Ama unutmayın, bu Mezolitik dönemdi ve yelkenli gemilerin icadına daha bin yıl vardı.
Denizi geçmek başlı başına zorlu bir işti. Üstelik Malta da bir cennet değildi. Yarı kurak bir arazi, sınırlı kaynaklar.
Ekip ciddi hesaplamalar yaptı. Antik deniz seviyelerini yeniden oluşturdular, adanın destekleyebileceği birincil verimliliği hesapladılar ve komşu popülasyonlara minimum mesafeyi belirlediler.
Sonuç: Bir topluluğun bin yıl boyunca varlığını sürdürebilmesi için en az 1.000 üreme çağındaki kişiye ihtiyaç vardı. Yani toplamda 2.500-3.000 kişilik bir nüfus.
Kısıtlı kaynaklara sahip Malta, izole bu kadar büyük bir nüfusu besleyemezdi. Nokta.
Büyük Sürpriz
Peki bu ne anlama geliyor?
Malta'daki avcı-toplayıcılar oraya sığınmış olamazdı. Sicilya ile arasındaki kara köprüsü yaklaşık 14.000 yıl önce sular altında kalmıştı — bu insanların gelişinden binlerce yıl önce.
Dolayısıyla ada, açık deniz geçilerek ulaşılmıştı. PNAS Nexus'ta yayınlanan araştırmaya göre, bu insanlar sadece bir seferlik yolculuk yapmadı. Bin yıl boyunca hayatta kalmak için yeterli genetik çeşitliliği korumak adına düzenli seferler yapmış olmaları gerekiyordu.
Biraz durup bunu düşünün.
İnsanlık yelken icat etmeden binlerce yıl önce, muhtemelen kürekli tekneler veya sazdan sal lar kullanarak Akdeniz'i defalarca geçti. Sahil kenarında balık tutan insanlardan bahsetmiyoruz. Burada ciddi denizcilik yeteneklerine sahip topluluklar var.
Bildiğimiz Her Şey Değişiyor
İşte beni en çok heyecanlandıran kısım burası. Uzun zamandır Mezolitik avcı-toplayıcıları toprakla iç içe yaşayan, belki kıyıda biraz kürek çeken insanlar olarak hayal ediyorduk. Açık deniz geçmek mi? O much sonra, tarımın ve denizciliğin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkacağını düşünüyorduk.
Ama Malta bambaşka bir tablo çiziyor. Çiftçilik adaya ulaşmadan yüzyıllar önce, Akdeniz'i deniz yollarıyla birbirine bağlayan, bağlantılı topluluklar görüyoruz.
Scerri ve makale ortak yazarı James Blinkhorn şöyle yazmış: "Tüm bu bulgular, bugün bildiğimiz bağlantılı dünyanın temellerini atan bilinmeyen denizaşırı bağlantılar ağını gösteriyor olabilir."
Ve bu bizi heyecan verici bir soruyla baş başa bırakıyor: Ya Malta'ya ulaşabildilerse, bu avcı-toplayıcılar başka nereelere gitti?
Düşündürdükleri
Beni asıl düşündüren şu: Kaç tane "imkansız" hikaye gözümüzün önünde duruyor olabilir?
Her zaman teknolojinin — tarımın, denizciliğin, metalürjinin — insan keşfini mümkün kıldığını varsaydık. Ama ortada bir kanıt var: Atalarımız sandığımızdan çok daha becerikli ve maceraseverdi.
Belki de "bu işi yapamazlardı" varsayımından vazgeçmemiz gerekiyor. Her kazıda, imkansız sandığımız şeyleri yaptıklarını keşfediyoruz.
Birisi size antik insanların "ilkel" olduğunu söylerse, Malta'yı anlatın. İnsanlığın çok uzun zamandır dikkat çekici olduğunu gösteriyor.