Bilim Güvenin Tehlikesi: Bikini Atollunda Yaşanan Felaket
1954 yılında Pazifik'te gerçekleşen bir nükleer test, bilimdeki aşırı güvenin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteren korkutucu bir örnek. Soğuk Savaş sırasında silah yarışına tutuşmuş iki süper güç, daha küçük, daha kullanışlı bomba yapmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Fakat nükleer silahlarla uğraşıyor olsak, "kontrollü" ile "felaket" arasındaki sınır kimsenin zannından çok daha ince çıktı.
Küçük Olması Gereken Şey
Mart 1954'te Amerikan ordusu, Marshall Adaları'ndaki Bikini Atollunda "Karides" (Shrimp) adını verdikleri bir cihazı patlatmış. İşin çıktığı nokta: 15 megatonluk bir patlamaya neden olmuş. Karşılaştırmak gerekirse, Hiroşima'ya düşen atom bombası ile kıyaslandığında bin kat daha güçlü. Oysa bilim insanları bunun yarısı kadar güçlü olacağını hesaplamışlardı.
Araştırmacılar oldukça kendilerine güvenmişler. Radyoaktif açığa çıkan partiküllerin atmosferin yükseklerinde zararsızca yayılacağını, yakındaki adaları eğer etkileseler dahi 12-15 saat sonra ulaşacağını, ta o zamana kadar zayıflayacağını düşünmüşler.
Tabii olmadı öyle.
Hesaplar Gerçekle Uyuşmadı
Araştırmacılar bir önemli şeyi göz ardı etmişler: mercan resifi nükleer bir patlamayla yerle bir ettiğinde, ince toz partikülleri oluşmaz. Kum tanesi gibi ağır parçacıklar meydana gelir. Bunlar atmosferde yeterince kalıp zayıflanmadığından çok daha hızlı düşer ve tahmin edilenden çok daha yakın yerlere oturur. Üstelik hala korkunç ölçüde radyoaktiftir.
Nükleer tarih araştırmacısı Alex Wellerstein daha sonra durumu net bir şekilde ifade etmiş: "Olaylar sanıldığı gibi çalışmıyor işte."
Evet, işler böyle gitmedi.
Korkunç Gerçek
Patlamadan birkaç saat sonra, yaklaşık 110 mil uzaktaki Rongelap Atollunun sakinleri tuhaf bir şey görmüşler. Gökyüzünden kar gibi beyaz bir toz düşüyor. Fakat bu kar değildi. Radyoaktif enkaz idi.
En acı kısım: hiç kimse bu insanları tahliye etmemişti. Amerika'nın planlayıcıları hesaplarına o kadar güvenmişlerdi ki kimseyi uyarmamışlardı. Çocuğu olan 80 Maşal İlker birden bu toza bulanmış. Çocuklar oynarken bununla temas etmiş, su ve yiyecekleri kirlenmiş.
İki gün sonra yanıklar, bulantı, kusma başladı. Haftalar içinde saç dökülmesi, cilt lezyonları görüldü. Bunun ciddi bir radyasyon maruziyeti olduğu belli olmuştu.
Dalgalar Yayılmaya Devam Etti
Felaket adayla bitmedi. Bölgedeki bir Japon balık avı gemisi Lucky Dragon No. 5'de radyasyon maruziyetine uğramış ve yirmi üç mürettebat arasından biri öyle ya da böyle ölmüş.
Veriler incelendiğinde, Amerikan nükleer testlerinin açığa çıkardığı radyasyon, belirli bir dönemde Maşal halkının yaklaşık yüzde 1.6'sında kansere neden olmuş olabilir. Ama doğrudan Rongelap'ta maruz kalanlar için bu oran yüzde 55'e kadar çıkabilir.
Rahatsız Edici Gerçek
Beni en çok rahatsız eden, sadece kaza değil; ondan sonra olanlar. Amerika Hükümeti "Project 4.1" aracılığıyla tıbbi bakım sağlamış ama burada twist var: tüm felaketi bir araştırma fırsatı olarak görmüşler. Bu insanları laboratuvar nesneleri gibi çalışmış, radyasyonun insan vücudunu nasıl etkilediğini kaydetmiş. Proje direktifleri, tıbbi personele bunun hakkında seslerini çıkarmamalarını söylemiş.
Bu, kurumlar kendilerine faydalı bir şey öğrenme şansı bulduklarında, etik ilkelerin ne kadar geriye itildiğini gösteren acı bir hatırlatıcı.
Neden Hala Önemli?
Bikini Atoll testi 70 yıl öncesiyse de bugün için ders verir. Bu olay, uzmanlar kendi modelerine aşırı güvenip bilinmeyenleri göz ardı ettiğinde ne olduğunu gösterir. Şeffaflık ve tahliye protokollerinin neden kritik olduğunu hatırlatır. Teknolojik gücün, onu bilge bir şekilde nasıl kullanacağımızı öğretmediğini gösterir.
Maşal halkı Amerika'nın nükleer hedefleri için muazzam bir bedel ödemiştir. Bunlar savaş askerı değildi. Sadece yaşamlarını sürdürüyorlardı, başka birinin hesap hatasının radyasyonu evlerine yağdırdığında.
Bu, sadece tarihsel bir not değildir. Bu, bir uyarıdır.