Yanardağ Külleri Altından Doğan Bir Uygarlık: 7.300 Yıl Önce Japonya'da Neler Olmuş?
Çoğumuz felaket filmlerinden aşina olduğumuz bir sahne canlandırırız zihimizde: Volkanik patlama, yerle bir olan köyler, hayatta kalanların sefil bir hayat sürmeye çalıştığı o kasvetli manzaralar. Klasik bir kıyamet senaryosu.
Peki ya bir felaketten sonra nüfusun arttığını söylesem?
İsveç ve İngiltere'den araştırmacıların ortaya koyduğu sonuçlar tam da bunu gösteriyor. Japonya'nın en yıkıcı prehistorik felaketlerinden biri—Kikai-Akahoya yanardağının deniz tabanında patlaması—bazı bölgelerde nüfus artışına yol açmış. Bu, insanlık tarihinin en çarpıcı direniş hikayelerinden biri.
Denizin Altından Gelen Felaket
Yaklaşık 7.300 yıl öncesini hayal et: Jomon dönemi Japonya'sı. Bir avcı-toplayıcısın, denizle ve kara ile iç içe yaşıyorsun. Günlük hayatın zorlu ama düzenli; bildiğin yollar var, tanıdığın insanlar.
Derken, deniz dibi birdenbire patlıyor.
Lund Üniversitesi'nden Profesör Peter Jordan'ın ifadesiyle, "Patlama deniz tabanından, neredeyse hiç uyarı vermeden yükselmiş olmalı. Japon adalarını depremler, devasa tsunamiler ve metrelerce kalınlığında volkanik kül tabakasıyla dövmüş."
Arkeologlar onlarca yıldır bu felaketten sonra ne olduğu konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bir grup, etkilenen bölgelerdeki insan topluluklarının tamamen yok olduğunu savunuyor. Diğeri ise bazı toplulukların felaket bölgesine oldukça yakın yerlerde hayatta kaldığını öne sürüyor.
Araştırmacılar ise farklı bir tablo ortaya koyuyor: İkisinin de haklı olduğunu, ama hiçbirinin tam olarak haklı olmadığını.
Tek Bir Hikaye Değil, Yüzlerce Hikaye
Araştırma ekibinin ulaştığı sonuç şu: Yaşanan tek bir hikaye değil, farklı yerlerde eş zamanlı olarak yaşanmış birçok hikaye.
Güney Kyushu'da nüfus zaten felaketten önce düşüş trendindeydi. Kaya krater patladığında, bölgede aslında çok az insan vardı. Burayı daha çok geçici gruplar ziyaret ediyordu.
Ama kuzey Kyushu bambaşka bir hikaye anlatıyor. Burada nüfus felaketten önce artıyordu—ve bu artış felaket sırasında hatta sonrasında da sürdü. Üstelik çevredeki ekosistemler ciddi hasar görmüşken.
Bu nasıl oldu? Araştırmacıların hipotezi şu: En çok etkilenen bölgelerden kaçan insanlar kuzey Kyushu'ya göç ettiler ve nüfusu artırdılar. Hayatta kalanlar yeni sosyal bağlar kurdular, geçim yolları buldular.
Şu gerçeği bir düşünün: Bir felaket bir bölgeden insanları kovarken, başka bir bölgenin bereketlenmesine yol açmış olabilir.
Sahil, Yeni Merkez Oluyor
Bir başka ilginç nokta: İç kesimlerde yaşayan hayatta kalanlar zamanla kuzey sahiline doğru kaymışlar.
Bu hareket mantıklıydı. Deniz ekosistemleri tüm o volkanik yıkımdan sonra nispeten hızlı toparlandı. Deniz, bir zamanlar birçok gıda kaynağından sadece biri olarak görülürken, şimdi inanılmaz değerli hale gelmişti. Bu topluluklar denizin bolluğundan yararlanmanın yeni yollarını geliştirdiler.
Kısacası, uyum sağladılar. Yenilik yaptılar. İmkansız durumlara yaratıcı çözümler buldular.
Cambridge'den baş yazar Profesör Enrico Crema'nın sözleri dikkat çekici: "Felaket büyük can kaybına yol açtı. Ancak hayatta kalanlar göç ettiler, yeni sosyal ilişkiler kurdular, yeni türden ekonomiler geliştirdiler ve yeni felaket sonrası koşullarda var olmanın—hatta gelişmenin—yaratıcı yollarını buldular."
Bu "yeni türden ekonomiler" ifadesi üzerinde biraz durmakta fayda var. Burada söz konusu olan, insanların sadece günü kurtarma çabası değil. Yıkıntıların arasından yeni bir şey inşa eden insanlardan bahsediyoruz.
Uzak Mesafedeki Etkiler
İşin asıl ilginç kısmı burası.
Araştırmacılar, patlamadan çok uzaktaki Japonya bölgelerinde de nüfus değişimleri tespit ettiler. Bu yerler felaketin doğrudan etkisine maruz kalmamıştı—kül tabakası yoktu, deprem sarsıntıları hissedilmemişti. Ama yine de nüfus eğilimleri değişti: Felaketten önce büyüyen bu bölgelerde büyüme duraksadı ya da tersine döndü.
Bunun nedeni ne olabilir? Birkaç olasılık var. Patlama, tüm bölge genelinde geçici iklim bozulmalarına yol açmış olabilir. Bir başka teori ise geyik ve yaban domuzlarında görülen aşırı diş aşınmasıyla ilgili: Bu hayvanlar kül kaplı bitkilerle beslenmiş ve diş sağlıları ciddi şekilde etkilenmiş.
Net sebep ne olursa olsun, bu bulgu şunu gösteriyor: Doğal felaketlerin sonuçları bazen beklediğimizden çok daha geniş alanlara yayılabiliyor. En belirgin yıkımın yaşandığı bölgelerin çok ötesinde etkiler görülebiliyor.
Bize Ne Söylüyor?
Açıkçası, bu çalışmayı ilk okuduğumda bir felaket hikayesi bekliyordum. Evet, patlama gerçekten yıkıcıydı. Çok insan hayatını kaybetti. Topluluklar yok oldu.
Ama araştırmacıların ortaya koyduğu hikaye aslında başka bir şey hakkında: İnsan iradesi hakkında.
Profesör Jordan'ın ifadesiyle: "Bu çalışma, kültürlerin ve toplumların ani şoklara ve felaketlere nasıl uyum sağladığını daha derinden anlamamıza yardımcı oluyor. En imkansız durumlarda bile, hayatta kalanların ve toplulukların—nasıl sınırlı olursa olsun—seçenekleri var: Karar vermeleri, harekete geçmeleri, uyum sağlamaları, işbirliği yapmaları ve yeni bağlantılar kurmaları gerekiyor."
Bu sözler beni derinden etkiledi. Antik insanları doğanın insafına kalmış, kontrol edemedikleri güçler karşısında çaresiz varlıklar olarak düşünürüz genellikle. Ama bu araştırma farklı bir tablo çiziyor: Aşırı yıkımlarla bile karşı karşıya kaldıklarında, insanlar seçimler yaptılar. Uyum sağladılar. Yol bulduular.
Bir bakıma bu düşünce rahatlatıcı, değil mi?
İnsanlık tarihi boyunca salgınlar, savaşlar, doğal afetler ve çeşitli felaketlerle karşılaştık. Her zaman yollarını bulduk—sadece hayatta kalmakla kalmadık, çoğu zaman yeniden inşa ettik ve geliştik. Bu sadece antik bir hikaye değil. Bu insan doğası.
Bir dahaki sefere üstesinden gelemeyeceğinizi düşündüğünüz bir zorlukla karşılaştığınızda, antik Japonya'nın Jomon insanlarını hatırlayın. 7.300 yıl önce, volkanik bir felaketin gölgesinde, atalarımızın sadece hayatta kalmadığını hatırlayın.
Uyum sağladılar. Yeni yollar buldular. Ve büyüdüler.
Bunu aklınızda tutmaya değer, diye düşünüyorum.
Kaynak: ScienceDaily