Sovyetlerin En Büyük Atom Soygunu: Lona Cohen'in İnanılmaz Hikayesi
Çoğumuz Julius ve Ethel Rosenberg davasını biliriz. 1950'lerin gösterişli casusluk yargılaması, idam cezası, bütün Amerikanı sarsan manşetler. Defalarca anlatılmış, trajik bir hikaye.
Ama işin ilginç tarafı şu: Rosenbergler pek de önemli bir şey aktaramadılar. Birkaç belge, birkaç teorik bilgi... Evet, değerliydi. Ama asıl bombayı—atom bombasının çalışan tam diyagramını—sızdıran başka biri vardı: Lona Cohen.
Ve o, kurtuldu.
Bir İdeoloji Aşkı
Morris Cohen, inandığı şeye gözü kapalı bağlı bir adamdı. Büyük Buhran onu radikalleştirmişti. 1935'te Komünist Parti'nin kartını almıştı. 1937'de İspanya'da, Franco'ya karşı savaşan Abraham Lincoln Tugayı'nda buldu kendini. Savaşta yaralandığında, Sovyet ajanı Amadeo Sabatini fırsatı gördü ve Morris'i kancaya taktı. Adamın causa'ya bağlılığı, Sovyetlerin tam aradığı şeydi.
Morris Amerika'ya bir kod adıyla döndü: "Luis." Artık Sovyetler için çalışıyordu.
Sonra Lona ile tanıştı.
Lona, doğum adıyla Leontine Theresa Petka, on beş yaşında Massachusetts'teki Polonyalı ailesini bırakıp New York'a gitmişti. Sosyalizme, sonra komünizme sürüklendi. 1941'de Morris'le evlendiğinde bir koca sandığı şeyi aldığını sanıyordu. Ama anlamadığı bir şey vardı: bir Sovyet casusluk kariyeri.
Düğünden önce Lona casus değildi. Düğünden sonra? Her şey değişti.
Kadının Devreye Girişi
1942'de Morris, Pearl Harbor'ın hemen ardından Amerikan ordusuna alındı. Savaş için Avrupa'ya gitti ve Lona, her şeyi—kocasının casus görevlerini dahil—tek başına yönetmek zorunda kaldı.
Morris Avrupa sahillerinde savaşırken, Lona savunma sanayiinde çalışıyor, "Line X" adlı Sovyet operasyonu için ABD'nin teknik ve bilimsel know-how'ını çalıyordu.
Ama 1945'te her şey bambaşka bir boyut kazandı.
Sovyetler atom bombası istiyordu.
Asıl Soygun
Rosenberglerin Sovyetlere verdiği şey buydu: birkaç belge, birkaç fikir, kırıntılar. Önemli mi? Belki. Zararlı mı? Olabilir.
Lona Cohen'in verdiği şey buydu: "Fat Man"in—Nagazaki'ye atılacak gerçek atom bombasının—tam çalışan diyagramı.
Lona sağlık gerekçesiyle New Mexico'ya taşındı, Los Alamos'tan fizikçi Theodore Hall'la temas kurdu ve Ağustos 1945'te nükleer hazineyi aldı. Teslimat temmuzda olacaktı ama Hall tarihleri karıştırdı. Ve burası gerçekten komik: Lona, inanmış bir ateist olarak, Hall'u beklemek için tam bir ay pazar günü kilise ayinlerine katıldı.
Belgelere sonunda kavuştuğunda, hepsini bir Kleenex kutusuna saklayıp New York'a kaçırdı. Tek bir sorun bile yaşamadı.
Bir dakika düşünün: Soğuk Savaş'ın en değerli istihbarat parçalarından biri, bir mendil kutusundaydı ve sıradan bir kadın taşıyordu.
Kaçış
1950'de her şey çözülmeye başladı. Klaus Fuchs yakalandı. Sonra Rosenbergler. Bir gün Cohenlerin kapısının altından bir not kaydırıldı: "Şimdi gidin. Işıkları açık bırakın, yürüyerek çıkın, arkanıza bakmayın."
Ve gittiler.
Gösterişli bir duruşma yok. İdam yok. Manşetler yok. Sadece... kayboldular.
Birkaç yıl Polonya'da kaldılar, İngilizce öğretmenliği yaptılar, SSCB için çeşitli işlerle uğraştılar. Sonra 1954'te Londra'da belirdiler: yeni kimlikleri Peter ve Helen Kroger. Kitapçı sahipleri. Tamamen normal bir çift. Dikkat çekecek bir şey yok.
Yıllarca öyle de kaldılar—ta ki yakalanana kadar.
Bu Hikayeyi Unutamayışım
Cohenlerin hikayesinde beni en çok şaşırtan şey ne yaptıkları değil, nasıl yaptıkları. Lona Cohen Los Alamos'a—atom bombasının doğum yerine—girdi ve sırlarıyla çıktı. Fuchs, Rosenbergler ve daha birçok kişi yakalanırken o yıllarca tespit edilmekten kurtuldu.
Rosenberglerin hikayesi bir trajedi. Ama Cohenlerin hikayesi başka bir şey: Sabrın, ağların ve kurgu gibi okunan ama fazlasıyla gerçek olan gizli operasyon sanatının kanıtı.
Bir daha Amerika'ya dönmediler. Yargılanmadılar. Tarihin en büyük istihbarat soygunlarından birini başardılar ve kurtuldular.
Ve dürüst olmak gerekirse? Bence hikayenin en Sovyet yanı da bu.