Üç Yüz Yıllık Gizem Çözüldü: Kilisedeki Mumya Papazı
Avusturya'daki St. Thomas am Blasenstein kilisesinin kripta bölümünde bakım çalışması yapan işçiler, 1700'lerden beri orada untouched duran mumyalaşmış bir ceset buldular. Üç asır boyunca bu gizemli buluntu yerel halkın söylentilerine, çılgın teorilerine ve bilim insanlarının şaşkınlığına konu oldu.
Sonunda 2025 yılında cevap geldi. Ve söyleyelim ki, oldukça tuhaf bir cevap.
Aslında Kim Vardı Bu?
Bir su kaçağı sayesinde araştırmacılar cesede düzgün bir şekilde erişebildi. Münih Ludwig-Maximilians Üniversitesi'nden Professor Andreas Nerlich yönetimindeki ekip tam bir adli tıp incelemesi yaptı. Radyokarbon tarihleme, CT taraması ve kimyasal analiz kullanarak üç asırlık bir muammayı çözdüler.
Bulgular, 1700'lerde bu kilisede görevli olan ve 1746'da 37 yaşında ölen Franz Xaver Sidler von Rosenegg adında bir papaza işaret ediyordu. Radyokarbon tarihleme onun ölüm tarihiyle neredeyse mükemmel uyum sağladı. İşin en ilginç kısmı ise kemiklerdeki izotopları analiz ederek bu adamın ne yediğini öğrenmek oldu. Kırsal bir köy papazı için normal olarak çok miktarda tahıl ve et tüketiyordu. Yaşlılığında beslenme durumu kötüleşmişti, muhtemelen Avusturya Veraset Savaşı nedeniyle açlık yaşanıyordu.
Beklenmedik Bulgu: Zehir Yok
2000'lerin başında yapılan bir röntgen, mumya içinde garip bir "mermi şeklinde nesne" ortaya çıkarmıştı. Bu da insanları bir tür kapsülle zehirlendigi teorisine itmiş, herkes bu dramatik açıklamayı sevmişti.
Yanlışmış. Aslında sadece küçük bir cam boncuktu, muhtemelen mumyalama sırasında embalming maddesine sıkışmış bir tespih parçasıydı. Papazın gerçek ölüm nedeni ise muhtemelen akciğer hemorajisine yol açan verem idi. Daha az dramatik belki, ama en azından gerçeği biliyoruz.
Gerçekten Garip Olan Kısım
En büyük gizem aslında kim olduğu ya da nasıl öldüğü değildi. Sorulması gereken soru şuydu: üç asır boyunca nasıl bu kadar mükemmel korunmuş kaldı?
CT taraması yaptıklarında şaşırtıcı bir şey buldular: vücudun içi tamamen malzemeyle doluydu. Ladin ve çam ahşabı, keten kumaş, kenevir, keten lifler, hatta bazıları işlemeli tekstiller. Üstüne bir de çinko klorür ve diğer kimyasal bileşikler karışmıştı.
Bu malzemelerin kombinasyonu mükemmel bir koruma ortamı yaratmıştı. Kumaş ve ahşap parçaları nemi emmişti, çinko klorür ise antik bir kurutma ajanı gibi işlev görerek her şeyi kurumaya ve bakterileri öldürmeye yardımcı olmuştu.
Ama herkesin aklını kurcalayan soru vardı: vücut hiç açılmamışken bu malzemeler içeri nasıl girmişti?
İç Açıcı Gerçek
Araştırma ekibi sonunda, ses tonu hafifçe eğrilebilirse, bir sonuca vardı.
Malzemeler rektumdan içeri konulmuştu.
Evet, doğru okudunuz. Bu 18. yüzyıl mumyalama tekniği vücut boşluğunu koruma malzemeleriyle, Mısır mumyalamada görülen temiz cerrahı girişler olmadan dolduruyordu. Ders kitaplarında çok sık görülmeyen bir yöntemdi, bu nedenle 300 yıl sürdü.
Bunun Gerçekten Anlamı Ne?
Beni bu keşiften en çok etkileyen şey şu: 1700'lerde insanların koruma kimyası ve mumyalama teknikleri hakkında şaşırtıcı derecede sofistike bilgileri vardı. Hangi malzemelerin bir vücudu kurutacağını ve bakteri büyümesini engelleyeceğini biliyorlardı. Bu bilgiyi uygulamak için sadece modern araştırmacıların hafızasında kalacak bir yol seçmişlerdi.
Ayrıca bunun bize söylediği bir başka şey var: defin gelenekleri bölgelere ve dönemlere göre çok geniş çapta değişkenlik gösteriyordu. 18. yüzyıl cenaze âdetleri hakkında her şeyi bildiğimizi sanırız, ta ki böyle bir Avusturya papazı karşımıza çıkıp yanılı olduğumuzu gösterinceye kadar.
Modern adli bilim gücünü de görmek mümkün. 300 yıl imkânsız görünen bir gizem, CT taraması ve kimyasal analizle birkaç ayda çözüldü.
Sonda
Birisi sizi "bilim her şeyi çözmüş" dese, "kilisedeki mumya papazı" hikâyesini hatırlayın. Neredeyse üç asır boyunca bir papaz kripta içinde çok tuhaf bir sırrı tuttu. Bazen rastgele bir su kaçağı ve kararlı bir Alman araştırma ekibi, gerçeği ortaya koymak için yeterli oluyor.
Ve bu gerçek? Kimsenin beklediklerinden çok daha tuhaf.