Dünya'nın En Derin Sırları Açığa Çıkıyor
Uzaydan Dünya'ya baktığınız zaman akla gelen şey genelde budur: sağlam, sabit, değişmez bir kaya topumuş. Ama bu düşünceyi unutun. Ayaklarınızın altında, daha doğrusu 2.900 kilometre derinlikte, tam mantol ve demir çekirdeğin sınırında kıyamet kopartılıyor şu an.
Geofizikçiler son zamanlarda çok ilginç bir şey keşfetti. Milyonlarca yıl önce Dünya'nın yüzeyinden batmış olan eski kabuk parçaları, hâlâ aşağıya doğru ilerliyormuş. Ve bu inerken etraflarındaki her şeyi çekip germişler. Ama bu olay ta yakın zamana kadar net olarak görülememiş.
Beklemeyen Bir Bulgu
Aralarında Jonathan Wolf'un da olduğu UC Berkeley araştırmacıları, şimdiye kadar yapılan en kapsamlı deprem veri tabanını oluşturdular. 24 gözlemevinden topladıkları 16 milyon deprem kaydı var. Bunu anlamak kolay: Dünya'nın iç yapısını milyonlarca farklı açıdan incelemek gibi bir şey.
Depremler meydana geldiğinde, yüzeyde hissedilen sarsıntının ötesinde derin şeyler olur. Deprem dalgaları çekirdeğe dek inip geri dönüyor. Bilim insanları bu dalgaları ultrasonda olduğu gibi okuyabiliyor. Sonuç şaşırtıcı: Dünya'nın en derin kısmı ciddi şekilde bozulmuş durumda.
2.900 Kilometre Derinlikten Nasıl Bunu Görüyorlar?
Sorunun cevabı anizotropi denilen fiziksel özellikte yatıyor. Karmaşık görünse de çok basit.
Deprem dalgaları kayanın içinde hareket ederken, yönlerine ve kayanın durumuna göre farklı hızlarda ilerliyor. Eğer kayalar bir yönde çekilmiş ve esnetilmişse, dalgalar o yönde daha hızlı gidiyor. Rüzgârla koşmak versus rüzgâra karşı koşmak gibi.
Bilim insanları bu hız farklarını haritaya dökerek, kayanın nerede sıkıştırıldığını, çekildiğini ve bozulduğunu görebiliyor. Sonuç: inceledikleri bölgelerin yaklaşık üçte ikisinde açık deformasyon işaretleri mevcut.
Failin Peşini Sürmek
En ilginç kısım burada başlıyor. Bu bozulmalar rasgele değil. Tam bilim insanlarının önceden tahmin ettiği yerlerde ortaya çıkıyor—eski tektonik plakaların mantolun derinliğine batmakta olduğu konumlar.
Tektonik plakalar yavaşça çarpışırken, biri diğerinin altına kaydığını biliyoruz. Peki sonra ne oluyor? Kayıp olmuyorlar. Milyonlarca yıl boyunca aşağıya inerlerken, etraflarındaki her şeyi sıkıştırıp çekiyorlar. Orada sıcaklık ve basınç o kadar yüksek ki, gömülen levhaların içindeki mineraller tamamen yeniden şekillenip o anizotropik yapıyı oluşturuyor.
Milyonlarca yıl sürüyor ama sonuç itibaren bu, çok yavaş gerçekleşen bir araba kazası gibi.
Hâlâ Bilinmeyenler
Wolf bu araştırmadaki sınırlamaları açık açık söylüyor. Bir yerde bozulma tespit edemedikleri diye orada hiç yoktur demek yanlış olur. İşaret çok zayıf olabilir—gürültülü bir odada fisıltıyı duymaya çalışmak gibi.
Bir de bazı detaylar hâlâ kafa karıştırıcı. Batan levhalar, yüzeye daha yakınken oluşmuş eski deformasyon izlerini taşıyor olabilir. Ya da çekirdeğe yakın bu korkunç koşullarda tamamen yeni desenler oluşuyor olabilir. Büyük ihtimalle ikisi de etkili.
Neden Bu Kadar Önemli?
Dünya'nın iç yapısını haritalamak sadece geofizikçileri ilgilendiren soyut bir konu gibi görünebilir. Halbuki mantolun derinliklerinde nasıl materyalin aktığını anlamak bize şunları gösteriyor:
- Tektonik plakaların gerçekten nasıl çalıştığı
- Manyetik alanın nasıl oluştuğu
- Isının gezegende nasıl dağıldığı
- Dünyamızı şekillendiren başka hangi süreçleri kaçırdığımız
Şu ana kadar mantolun üst katmanlarını iyi anlıyoruz çünkü yüzeyde hareket eden plakalar onu bir battaniye gibi çekerek sürüklüyor. Ama derin mantol? Neredeyse hiç görülmemiş bir karanlık alan. Bu yeni harita, onlarca senedir içerisinde yürüyüp çarpındığın bir odada ışığı açmak gibi.
Gelecekte Daha Neler Bekleniyor?
En çok bundan heyecan duyuyorum: Wolf bu veri tabanının yıllar boyunca araştırmacılar tarafından kullanılacak bir "altın maden" olduğunu söylüyor. Bu tek bir çalışma değil. Bu bir altyapı. Binlerce gelecek araştırma bunun üzerine inşa edilebilecek.
Wolf'un hayali, bir gün yeterli veri toplayıp mantolun en derin kısımlarında meydana gelen akışları tam olarak anlayabilmek. Sadece nerede bozulma olduğu değil, nasıl hareket ettiği, hangi yöne gittiği, her şeyin nasıl bağlandığını görmek. Henüz oraya varmadık, ama daha hiç olmadığı kadar yakınız.
Sonuç
Her deprem meydana gelişinde aslında Dünya kendisinin bir fotoğrafını çekiyor. Bilim insanları bu fotoğrafları okumayı gittikçe iyi hale geliyor. Ve gördükleri şu: derinlerde, gezegenimiz kendisini sürekli yeni şekillerle yeniden kuruyor ve biz bunu ancak şimdi anlayabiliyoruz.
Düşün ki sen bunu okurken, antik çağdan kalma levhalar aşağıya doğru batıyor, mantolun etrafını geriyor ve gezegentin en derin bölgelerini bozuyor. Çarpıcı ve gözle görülür değil ama gerçek. Ve nihayet bunun haritasını tutuyoruz elimizde.