Uzayda Hayat Taşıyabilecek Minicik Canlılar
Söz konusu tardigradlar olunca, insan kendini tarihin en heyecan verici döneminde yaşıyormuş gibi hissediyor. Cidden öyle hissediyorum.
Şöyle düşün: bir şey keşfedersin, o kadar ilginç gelir ki herkese anlatmak için çıldırırsın. İşte ben şu an tam olarak o durumdayım.
Tardigradlar. Belki adını duymuşsunuzdur. İnsanı gülümseten, ojeli tırnak gibi görünümlü mikro organizmalar bunlar. Hayvan aleminin süper kahramanları desek yeridir. "Su ayıları" ya da "yosun domuzcukları" diyenler var. İki isim de çok sevimli.
Ama asıl ilginç kısım burası:
Bu Minik Canlılar Uzayda Hayatta Kalabilir
Uzay keşfi her zaman ilginçti ama tardigradlar işi bambaşka bir seviyeye taşıyor. Bilim insanları bu küçükük yaratıkları uzay boşluğuna göndermiş. Oksijensizlik, dondurucu soğuk, yoğun radyasyon... Hepsi bir arada. Sonuç? Hayatta kaldılar. Üstelik Dünya'ya döndüklerinde normal hayatlarına devam ettiler.
Nasıl mı? İki olağanüstü biyolojik numaraları var.
Birincisi: Dsup adlı bir proteinleri var (damage suppressor, yani "hasar engelleyici" diye çevirebiliriz). Bu protein DNA'larını radyasyondan koruyormuş. Radyasyona dayanıklı bir zırh gibi düşün.
İkincisi: kriptobiyoz dedikleri bir duruma girebiliyorlar. Kısaca derin uyku modu. Suyun tamamını dışarı atıyorlar, top gibi kıvrılıyorlar ve bekliyorlar. Bu halde yıllarca, yiyeceksiz, susuz hayatta kalabiliyorlar. Sabır işte.
Başka Gezegenlere Hayat Yerleştirebilir Miyiz?
İşte burada kafam allak bullak oluyor.
Bilim insanları ilginç bir düşünce deneyi ortaya atmış: Tardigradlar gibi organizmaları kullanarak başka dünyalara "hayat tohumu" ekebilir miyiz? Mars'a mesela? Jüpiter'in uydusu Europa'ya? Belki başka bir yere?
Uzmanların kısa cevabı: Mümkün, ama iş çok karışık.
Şöyle ki, hayatta kalmakla gelişmek aynı şey değil. Ayı ele alalım. NASA oraya bir üs kuruyor (ne kadar havalı değil mi?!), ama Ay'ın yüzeyi herhangi bir yaşam formu için tam bir kabus. Atmosfer yok, yani radyasyona ve aşırı sıcaklık değişimlerine karşı koruma yok. Su da neredeyse sıfır. Tardigradlar teknik olarak o çevrede uyku modunda hayatta kalabilir belki, ama üreyemezler, normal bir şey yapamazlar.
Bir de şu var: Bazı tardigradlar belki zaten Ay'da olabilir. 2019'da İsrailli bir uzay aracı düşmüştü, içinde bu küçük canlılar vardı. Yani Ay'ı yanlışlıkla tardigrad moteline çevirmiş olabiliriz. Doğa işte, bazen kontrol dışı gelişiyor.
Mars: Biraz Daha Umut Verici
Mars'ta işler biraz daha parlak görünüyor, "biraz" kelimesi burada epey yük taşıyor tabii.
Mars yüzeyi acımasız. Dondurucu soğuk, fırtınalar, insanı kızartacak radyasyon seviyeleri. Misafirperverlik diye bir şey yok.
Ama yeraltı? Orası değişiyor.
Mars'ın yeraltında su yatakları var gibi görünüyor. Yani yerin altına inince radyasyondan korunmuş olursunuz. Bir astrobiyolog şöyle demiş: İdeal değil, enerji akışı az, ama Dünya'nın aşırı koşullarda yaşayabilen organizmalarından öğrendiğimiz bir şey var: Hayat, düşündüğümüzden çok daha inatçı olabiliyor.
Bilimi sevdiren şey de bu aslında. Tekrarlayan bir alçakgönüllülük. İmkansız sandığımız yerlerde hayatın var olduğunu keşfetmeye devam ediyoruz.
Tüm Bunların Anlamı Ne?
Düşündüğümde, en derin çıkarım başka gezegenlere hayat taşıyıp taşımamamız değil aslında. Henüz ne kadar az şey bildiğimiz.
Ekstremofillerle (aşırı koşullarda yaşayabilen organizmalarla) ilgilendikçe şunu fark ediyoruz: Hayatın sınırları hakkındaki bilgimiz ne kadar da kısıtlı. Ve bu bence umut verici.
İnsanlık başka gezegenlerde kalıcı koloniler kursun ya kurmasın, tardigradlar ve kozmik tohumlama hakkında bu soruları soruyor olmamız güzel bir şeyi gösteriyor: Merakımızı. Artık sadece evrene bakmıyoruz. Onu şekillendirmeye katkıda bulunup bulamayacağımızı da düşünüyoruz.
Değil mi bu, heyecanlanmaya değer?
Ne düşünüyorsun? Yorumlarda paylaş, başka gezegenlere hayat taşımak bizim işimiz mi, doğaya bırakmalı mıyız, tartışalım.