En Büyük Gizem: "Sen" Neredesin?
Şu anda bu satırları okuyorsun, var olduğunun farkındasın, düşünüyor ve etrafındaki dünyayı algılıyorsun. Peki bilincin dediğimiz bu inanılmaz olgu beyninde tam olarak nerede gerçekleşiyor?
Bu sorun gerçekten de bilimin en kafa karıştırıcı sorularından biri. Felsefeciler ve nöro bilimciler yüzyıllardır bu konuyu düşünüyor, kozmik bilinçten kuantum mekaniğine kadar her türlü açıklama öneriyorlar. Çinli Sichuan Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi bu gizemi çözmek için oldukça pratik bir yaklaşım benimsemiş.
Zekice Bir Dedektiflik Hikayesi
Araştırmacılar soyut teorilerde kaybolmak yerine dedektif olmaya karar vermişler. Parlak fikirleri şuymuş: Beyin yaralanması ya da tıbbi durumlar nedeniyle bilincini kaybetmiş insanları inceleyip beyin aktivitelerini sağlıklı insanlarla karşılaştırmak. Bu, bozuk bir makineye bakarak çalışan versiyonun nasıl işlediğini anlamaya benziyor.
Bilim insanları MRI ve PET taramalarını birlikte kullanmışlar. Bunu beynin hem yapısal fotoğrafını hem de aktivite haritasını aynı anda çekmek olarak düşünebilirsin. İnme, yaralanma ya da oksijen eksikliği sonrası komada, vejetatif durumda veya minimal bilinçli durumda olan hastaları incelemişler.
Büyük Keşif: Üç Ana Oyuncu
İşte en ilginç kısım burası. Taramaları karşılaştırdıklarında üç beyin bölgesi neon tabelalar gibi öne çıkmış:
Sağ parahipokampal korteks — Bu alan hafıza ve uzamsal işlemlerden sorumlu. Beyninin GPS sisteminin bir parçası gibi düşün.
İki taraflı orta singulat korteks — Karar verme merkezi. Seçenekler arasında seçim yapmana ve odaklanmana yardım ediyor.
Sağ prekuneus — Öz farkındalık ve görsel işlemlerden sorumlu.
Bilinç bozukluğu olan hastalarda bu üç alanda metabolik aktivite dramatik şekilde azalmış. Yani düzgün çalışmak için yeterli yakıtı alamıyorlarmış.
Görsel Sürpriz
Beni en çok şaşırtan şey görsel işleme alanlarının bu kadar önemli olması. Bilinci genellikle soyut, ruhani bir şey olarak düşünürüz ama görünüşe göre gördüklerimizi işleme yetimiz var olduğumuzun farkında olmamızda çok büyük rol oynuyor. Düşününce mantıklı aslında. Görme, çoğumuzun dünyayı deneyimlediği ve etkileşimde bulunduğu temel yol.
Araştırmacılar ayrıca bilinç bozukluğu olan kişilerde farklı beyin ağları arasındaki bağlantıların çok zayıf olduğunu bulmuşlar. Bu, telefon hatlarının kesildiği bir şehir gibi. Tek tek mahalleler iyi durumda olabilir ama birbirleriyle etkili iletişim kuramıyorlar.
Bu Neden Önemli (Ve Neden Alçakgönüllü Olmalıyız)
Bu araştırma heyecan verici çünkü bilince dair sadece felsefi spekülasyonlar yerine somut, ölçülebilir ipuçları veriyor. Farkındalığın biyolojik işaretlerini belirleyebilirsek komadaki hastaları nasıl tedavi ettiğimizi devrimleştirip iyileşme potansiyelini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
Ama şöyle bir şey var: Araştırmacılar kendileri de uygun şekilde temkinli davranıyor. Bu çalışmanın küçük bir hasta grubuyla yapılmış ön çalışma olduğunu açıkça belirtiyorlar. Bilim filmlerdeki gibi dramatik "Buldum!" anlarıyla çalışmaz. Devasa bir yapbozun parçalarını yavaş yavaş birleştirmeye benzer, bu bilim insanları da bazı önemli köşe parçalarını bulmuşlar.
İlerisi
Araştırma ekibinin çalışmalarının sınırlarına dair ne kadar dürüst olduğunu çok beğeniyorum. Büyük sonuçlar çıkarmadan önce daha geniş, çeşitli hasta gruplarına ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaçları olduğunu kabul ediyorlar. İşte bu iyi bilim demek: Bulgularından heyecan duymak ama yapılacak çok iş olduğunu da fark etmek.
Bilinci anlama arayışı nöro bilimin son büyük sınırlarından biri gibi geliyor. Bu gibi her çalışma bizi o temel soruya biraz daha yaklaştırıyor: Seni sen yapan şey nedir?
Düşününce kendi bilincimizi çalışabiliyor olmamız oldukça inanılmaz. Beynimizin nasıl çalıştığını anlamak için beynimizi kullanıyoruz. Bu akıl almaz değilse başka ne var ki.