Dev bir deprem, bir uydu ve tsunami fiziğini değiştiren keşif
Haklısınız, başlığı okuyunca ben de "oh ne güzel, yine bir haber" dedim. Sonra bir saat geçti, kahvimi soğuttum ve kendimi Pasifik Okyanusu'nu geçen bir tsunaminin fizik kurallarını yeniden yazarken buldum. İşte böyle bir gündü.
Geçen yılın temmuz sonunda, Rusya'nın Kamçatka Yarımadası açıklarında 8.8 büyüklüğünde bir deprem oldu. 1900'dan bu yana Dünya'da kaydedilen altıncı büyük deprem. Rakamlar biraz soyut kalıyor ama şöyle düşünün: 300 kilometreden uzun bir fay hattı bir anda kırılıyor ve ortaya çıkan dalga, tüm Pasifik'i geçip Japonya'ya, Hawaii'ye, Kaliforniya'ya ulaşıyor.
İşte bu hikaye burada başlıyor.
Gökteki Göz
O gün gökyüzünde SWOT uydusu vardı. Adı "Surface Water Ocean Topography" - yani Yüzey Suyu ve Okyanus Topoğrafyası. Atmosferik bir konuşma değil, biliyorum. Ama bu uydu aslında dünya yüzeyindeki su kaynaklarını haritalamak için tasarlanmış: nehirler, göller, okyanus akıntıları. Tsunami gözlemlemek için değil.
Ta ki bu deprem olana kadar.
Angel Ruiz-Angulo, İzlanda Üniversitesi'nden araştırmacı, durumu çok güzel özetliyor: "SWOT verilerini yeni bir gözlük gibi düşünün" diyor. "Ondan önce okyanusa bakarken miyopduk."
Miyopluğun kaynağı şu: eski sistemler ya noktasal veri veriyordu ya da ince bir çizgi. DART şamandıraları (okyanusa saçılmış yüzen sensörler) tek bir noktayı ölçüyordu - koca bir odada tek bir noktaya el feneri tutmak gibi. Diğer uydular da en fazla tsunami boyunca ince bir kesit görüyordu.
SWOT ise tam 120 kilometre genişliğinde bir alanı tarayabiliyor. El fenerinden sahne aydınlatmasına geçmek gibi bir şey.
Araştırma ekibi aslında iki yıldır SWOT verilerini inceliyordu, okyanus girdapları ve akıntılar üzerine çalışıyorlardı. Sonra bu tsunami çıkageldi. Ruiz-Angulo "asla hayal etmemiştik" diyor. Bazen evren size sürpriz yapıyor.
Beklenmedik Şey
İşte asıl ilginç kısım burada.
Bilim insanları yıllardır büyük tsunamilerin "dağınık olmayan" (non-dispersive) davrandığını varsayıyordu. Mantık şuydu: dalga boyları okyanus derinliğine göre çok uzun olduğu için, binlerce kilometre yol kat ederken şekillerini korumalıydılar. Düzgün, yuvarlanan bir dalga gibi ilerlemeliydiler.
Ama SWOT başka bir şey gördü.
Tsunami tek bir dalga olarak değil, "çok daha karmaşık bir örüntü" sergiliyordu. Dalgalar yayılıyor, saçılıyor, birbirleriyle etkileşiyordu. Pasifik'in geniş alanlarında dans ediyorlardı sanki.
Bir taşı havuza atınca normalde düzgün halkalar oluşur, değil mi? Burada olan şey o halkaların birbirine çarpması, bölünmesi, yeniden birleşmesi gibiydi. Fizikçiler buna "dağılım" (dispersion) diyor.
Neden önemli? Dağınık dalga sistemlerinde, dalganın farklı kısımları farklı hızlarda ilerliyor. Bu da önde bir lider dalga, arkasında bir dizi küçük dalga bırakıyor. Geleneksel modeller bunu hesaba katmıyordu.
Ekip bilgisayar simülasyonlarını SWOT'un gerçek ölçümleriyle karşılaştırdığında, dağılımı içeren modellerin çok daha doğru sonuç verdiğini gördü.
Neden Önemli?
Hayat kurtarmak istiyorsanız, bu oldukça kritik.
Bir tsunami kıyıya yaklaşırken, tam olarak ne zaman ve nasıl çarpacağını bilmek hayati. Modellerinizde eksik bir şey varsa - mesela bu dağılım enerjisi - uyarı sistemleri tehlikeyi küçümser. Ruiz-Angulo'nun dediği gibi: "Tsunami modelleyicileri için asıl etki şu: kullandığımız modellerde bir şey eksik."
Pratikte bu ne anlama geliyor? Lider dalga, arkasındaki dalgalarla etkileşime girebilir. Bu da kıyıda beklenmedik dalga yükselmelerine veya zamanlama farklılıklarına yol açabilir. Geleneksel modeller bunu tamamen gözden kaçırıyor.
Bir de Şu Var
Ama uydu verisi başka bir konuda da yardımcı oldu.
Deprem 8.8 büyüklüğündeydi, fay kırılması ilk tahminlere göre 300 kilometre kadardı. Ancak tsunami davranışını geriye doğru çözümleyince - DART şamandıraları ve SWOT verilerini kullanarak - işler değişti.
Bir istasyon dalgayı beklenenden erken yakaladı, bir diğeri gecikmeli aldı. Bu tutarsızlığı açıklamak için "inversiyou" (ters çözüm) tekniğini kullandılar: etkilerden nedenlere doğru geri adım attılar.
Sonuç: deprem fayı 400 kilometre uzunluğundaydı, ilk tahminlerden 100 kilometre daha uzun.
Yani bu veri seti sadece tsunamiyi değil, depremi de daha iyi anlamamızı sağladı.
Sonuç
Düşünüyorum da, okyanus gözleminde yeni bir döneme giriyoruz.
SWOT başka bir amaçla fırlatıldı ama şu an tsunami fiziğini yeniden yazmamıza yardımcı oluyor. Hubble Teleskobu'nun evrenin yaşını hesaplamada yarım yüzyıllık tartışmaları çözmesi gibi - bir sürpriz, doğru araç, doğru zaman.
Araştırmacılar da aynı derecede şaşkın görünüyor. Yıllarca bu uydunun ne görebileceğini anlamaya çalışıyorlardı, sonra bir de bakıyorsunuz kariyerinizde bir kez yakalayabileceğiniz bir olay önünüzde duruyor.
Bir uydu bu kadar şeyi değiştirebiliyorsa, okyanusta daha fazla göz olduğunda neler olacağını düşünün. Daha iyi tahmin, daha iyi hazırlık, daha fazla kurtarılan hayat.
Ve belki de en rahatlatıcı olan şey: Pasifik'i geçen, binlerce yıldır var olan bir doğa gücünün hikayesini okumakta gittikçe daha başarılı oluyoruz.