Kodak'ın Sırrı: Film Şirketinin Nükleer Geçmişi
Bir sonraki akşam yemeğinde kullanabileceğin ilginç bir bilgi: Ninenin eski fotoğraf makinesini ve çocukluk doğum gün partilerini kaydettiğin o film rulolarını yapan şirket, otuz yıl boyunca bodrum katında nükleer bir cihaz çalıştırdı.
Ama tuhaf olan hikayenin tamamını öğrenince, sandığın kadar korkutucu olmadığını göreceksin.
Hiç Kimsenin Konuşmadığı Nötron Üstünlüğü
1975'ten 2006'ya kadar Kodak, Rochester'daki merkez binasının bodrum katında Kaliforniyum nötron akısı çoğaltıcısı adı verilen bir cihaz işletti. Bu cihazı bir buzdolabı büyüklüğünde, 60 cm kalınlığında duvarların arkasına saklanmış hayal et. Kimseye görünmeden işini yapıyordu: kimyasal analiz, nötron görüntüleme, faydalı işler.
İsmi kötü bir bilim kurgu filminden fırlamış gibi dursa da, teknoloji gerçekten etkileyiciydi.
Nötron görüntülemenin neden bu kadar değerli olduğunu anlamak için önce röntgenin sınırlarını görmeniz lazım. Röntgen ağır maddeleri, kemikleri, metal boruları harika gösterir. Ama hafif malzemeler? Röntgende adeta yok oluverirler. Su, plastikler, bazı kimyasallar — hayalet fotoğrafı çekmeye çalışmak gibi bir şey.
Nötronlar ise farklı kurallara göre oynar. Röntgen elektronlarla etkileşir, nötronlar doğrudan atom çekirdeklerine çarpar. Bu sayede röntgenin kaçırdığı şeyleri görürler. Borudaki çatlak VE ondan sızan su. Duvarın içinde gizlenen nem hasarı. Kimyasal hassasiyet ve fotoğraf kalitesine dayanan bir şirket için bu, adeta bir süper güçtü.
Şu Uranyum Meselesi
Biliyorum ne düşündüğünü: "Silah derecesinde zenginleştirilmiş uranyum" korkutucu geliyor. CNN de 2012'de hikaye patladığında öyle düşünmüştü — cihazın zaten devre dışı bırakıldığı yıllar sonra. Manşetler sansasyonelli.
Ama burada bağlam çok önemli.
Bu reaktör geleneksel anlamda bir reaktör değildi. Kendi başına zincirleme reaksiyon sürdüremezdi. Mühendisler onu kasıtlı olarak "kritik altı" tasarlamıştı — yani her fisil olayı, reaksiyonu kendi başına sürdürmek için gereken nötronlardan daha az üretiyordu. Kalbinde yatan küçük kaliforniyum-252 kaynağını kapat, her şey duruverir.
Bunu, yağmur altında çakmakla ateş yakmaya çalışmak gibi düşün. Teknik olarak yanıcı, ama iş halletmek pek kolay değil.
Sistem zarifti aslında. Kaliforniyum-252 doğal olarak bol miktarda nötron saçıyor, ama pahalı bir madde — bugün miligram başına 30.000 dolar civarında. Kodak küçük bir miktarını kullanarak süreci başlattı, sonra bu nötronları zenginleştirilmiş uranyum plakalardan geçirerek etkiyi çoğalttı. Bir damla gibi başlayan şey, ihtiyaçları olan görüntüleme gücünün yaklaşık otuz katına dönüştü.
Farklı Bir Dönem
Araştırırken aklımda kalan bir şey var: Bu cihaz, nükleer iyimserliğin gerçek olduğu bir dönemde kurulmuş. Üniversiteler reaktör işletiyordu. Şirketler nükleer uygulamalarla deneyler yapıyordu. Saygın bir araştırma şirketinin nükleer kapasite istemesi, bugün触发acağı alarmları o zaman tetiklemiyordu.
Ve dürüst olmak gerekirse, o dönemin bu güveni neredeyse çekici. "Yeni atom enerjimiz var," diyorlardı sanki. "Film şirketleri neden kullanmasın?"
2007'deki devre dışı bırakma işlemi, belki de tüm operasyonun en gergin kısmıydı — uranyum güvenli muhafazasında otururken tehlikeli olduğu için değil, herhangi bir şeyi sökmek her zaman risk taşıdığı için. Yaklaşık 1,5 kilogram zenginleştirilmiş uranyum söz konusuydu, Enerji Bakanlığı tüm çıkarma sürecini gerektiği gibi denetledi. Malzemenin tam olarak nasıl taşındığına dair kamu kaydı yok — bu da muhtemelen işin doğru yapıldığı anlamına geliyor.
Kodak'ın Aslında Neyi Vardı
Özünde, bu hikaye şaşırtıcı ama gerçek bir şey hakkında: Endüstriyel yenilik bazen beklenmedik biçimler alıyor. Kodak bir nükleer bomba saklamıyordu, bir şehri enerjiyle beslemeye çalışmıyordu. Sadece daha iyi film ve kimyasallar üretmeye çalışıyordu ve nötron görüntüleme bu iş için en uygun araçtı.
Reaktör bir sır değildi — sadece duyurulmamıştı. Arada fark var ve bu fark önemli. Kodak düzenlemelere uydu, güvenlik protokollerini korudu ve sonunda cihazı kamu denetimi altında usulüne uygun şekilde devre dışı bıraktı.
Bu onu daha az tuhaf kılıyor mu? Hiç de değil. Brownie fotoğraf makinesinin üreticisinin nükleer kapasiteye sahip olması tamamen çılgınca. Ama çılgın ve tehlikeli aynı şey değil.
Sürekli şu ifadeye takılıyorum: "sıkı düzenlenmiş tehdit değili." Ancak işlerin yanlış gitmemesi için gösterilen gerçek özenin ne olduğunu anlayınca mantık kuran bir çelişki bu.
Bir dahaki sefere eski bir film rulosu冲洗 ederken veya vintage bir Kodak reklamı görürsen, hatırla: Rochester, New York'ta bir yerde, atomik bilimin sessiz uğultusuyla çalışan bir bodrum kat vardı. Ve ilgili herkesin dediğine göre, her şey sadece... normaldi.
Bazen en tuhaf hikayelerin sonları en sıradan oluyor. Ve dürüst olalım mı? Bu biraz rahatlatıcı.