Dünyayı Yenen Mıknatıs
Şimdi anlatacağım şeye bakınca buzdolabınızdaki mıknatısa bambaşka gözle bakmaya başlayacaksınız.
Hemen şu küçük mıknatısı alın, promosyon kuponlarını tutturduğunuz tipi. Bir ataş kaldırın. Hissettiniz mi? Mıknatıs ataşı yukarı doğru çekiyor, kaldırıyor, bütün gezegenin yerçekimine karşı havada tutuyor.
Bunu bir düşününce gerçekten çılgınca değil mi? Dünya devasa bir şey. Ağırlığı yaklaşık 6.6 sekstilyon ton. Ama bu küçücük mıknatıs düello'dan ter ter tepeden çıkıyor.
Fizikçiler de yıllardır bunu düşünüp duruyor. Görüyorsunuz, yerçekimi evrendeki öbür kuvvetlerin yanında inanılmaz derecede zayıf kalıyor. Ve zayıf değil, "imkansız" zayıf. Arada uçurum var.
Bu Rakamlar İnsanın Aklını Başından Alıyor
Durumu kavramak için çözmemiz gereken sayılar var.
Bir atomun içinde elektronun protona karşı hissettiği elektromanyetik çekim ile yerçekimi çekimini karşılaştırabilirsiniz. Elektromanyetik kuvvet kazanıyor ve ne kadar kazanıyor biliyor musunuz? 1.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 kat fazla.
Yani 1'in ardından 39 sıfır.
Başka türlü anlatayım: elektromanyetik kuvvet Empire State Building olsaydı, yerçekimi şöyle bir şey olurdu — bir tane elektron. Koca yapı karşısında minicik bir elektron.
İşte fizikçileri uyku tutmayan mesele de bu: kimse neden yerçekiminin bu kadar zayıf olduğunu bilmiyor.
Kafa Karıştıran Bir Fikir
İşler buradan itibaren gerçekten ilginçleşiyor.
1998'de üç fizikçi — Nima Arkani-Hamed, Savas Dimopoulos ve Gia Dvali — bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi duran bir şey öne sürdü. Ya yerçekimi aslında zayıf değilse? Ya sadece göremediğimiz boyutlara sızarak zayıf görünüyorsa?
Şöyle düşünün. Küçük bir odada lamba yakınca ışık çabucak yayılır ve parlak görünür. Ama devasa bir depoda aynı ışık daha geniş alana yayılmak zorunda kalır ve loş görünür.
Bu fizikçiler yerçekimi için de benzer bir şey önermiş. Elektromanyetik ve öbür kuvvetler bizim bildiğimiz üç boyutlu uzaya hapsolmuşken, yerçekimi belki fazladan boyutlara erişim sağlıyor. Gizli boyutlar. Gözlerimizin ve aletlerimizin algılayamadığı ek yönler.
Yani yerçekimi zayıf değil — seyrelmiş. Bildiğimiz üç boyutun ötesinde daha fazla boyuta yayılmış, bu yüzden zayıf görünüyor.
Mantıklı Olmasının İyi Yanı
İş burada daha da güzel hale geliyor: matematik tutuyor.
Okulda muhakkak öğrenmişsinizdir, kürenin yüzey alanı yarıçapının karesiyle orantılı büyür. Işık kaynağından uzaklaştıkça ışık dört kat, dokuz kat daha geniş alana yayılır.
Ama bu bizim üç boyutlu uzayda yaşamamızdan kaynaklanıyor. İki boyutlu bir dünyadaolsaydık, küreler yerine dairelerle çevrelenirdik. Dairenin çevresi yarıçapla doğru orantılı büyür, kürenin yüzey alanından çok daha yavaş.
Bu da kuvvetlerin kaç boyutta çalıştıklarına bağlı olarak farklı davrandığı anlamına geliyor. Yerçekiminin fazladan boyutlara akışı varsa, bizim üç boyutlu kesitimizde doğal olarak daha zayıf görünür.
Minicik Kara Deliklerin Peşinde
Peki bilim insanları bu çılgın fikri nasıl test ediyor?
İşte burası heyecan verici: eğer küçücük gizli boyutlar varsa, inanılmaz küçük kara delikler biçiminde kanıt bulabiliriz.
Mantık şu: normalde kara delikler devasa yıldızlar kendi yerçekimleri altında çöktüğünde oluşur. Ama yerçekimi atomaltı ölçeklerde güçleniyorsa, çok daha az maddeyle kara delik oluşturulabilir.
Fizikçiler bu mikroskobik kara delikleri Large Hadron Collider gibi parçacık çarpıştırıcılarıyla arıyor. Bulurlarsa, fazladan boyutların gerçek olduğuna dair kesin kanıt olur.
Bunun Anlamı
Bir an için bu kuramın doğru olduğunu düşünün. Şu an bunu okurken vücudunuzun yerçekimi göremediğiniz boyutlardaki nesneleri çekiyor. Kütlenizin çekimi görünmez yönlere uzanıyor, hayal edebileceğimizden çok daha geniş alanlara yayılıyor.
Garip bir düşünce değil mi? Ayaklarınızı yere basan, gezegenleri yörüngelerinde tutan, galaksilerin kaderini belirleyen bu kuvvet — belki de gerçek doğasının sadece bir fısıltısı, henüz keşfetmediğimiz boyutlara sızan bir yansıması.
Üç boyutlu bir kabarcığın içinde yaşıyoruz, yerçekiminin gerçek doğasıysa hayal bile edemeyeceğimiz şekillerde işliyor.
Bilmiyorum siz nasıl hissediyorsunuz ama bu mıknatısa artık eskisi gibi bakamayacağım. Sıradan görünen şey, içinde yaşadığımız evrenin ne kadar tuhaf olabileceğine dair bir ipucu belki de.