66 Milyon Yıllık Sır: Dinozor Kemiklerinde Hâlâ Protein Var
Tamam, şimdi sakin ol ve okumaya devam et.
Uzun yıllar boyunca paleontologlar tek bir temel varsayımdan hareket etti: fosilleşme tamamlandıktan sonra geriye sadece taşlaşmış bir iz kalır. Kemikler minerale dönüşür, yumuşak dokular ve proteinler tamamen yok olur. Mantıklı değil mi? Sonuçta 66 milyon yıl epey uzun bir süre. Elbette kollajen veya başka proteinler çoktan çürümüştür, diye düşündüler.
Ama işte mesele burada kırılıyor.
Liverpool Üniversitesi'nden bir ekip, bir Edmontosaurus'ta (🦕 evet, o meşhur ördek gagalı dinozor) kollajen kalıntıları bulduklarını açıkladı. Araştırma Nature'da yayınlandı. Bu fosil, kuş olmayan dinozorların yok olduğu dönemden. Yani 66 milyon yıl öncesinden.
Ekip inceledikleri numuneyi Hell Creek Oluşumu'ndan çıkarmış — Güney Dakota'daki, geç Kretase fosillerinin altın madeni sayılan tabaka. Numune bir sakrum, yani omurga ile pelvisin birleştiği bölüm. Ağırlığı 22 kilogram. Durumu o kadar iyi korunmuş ki, modern analiz tekniklerini uygulayabilmişler. Kütle spektrometrisi dedikleri yöntemle moleküllerin ağırlığını ve kimyasal yapısını incelemişler.
Ve işte kritik nokta: hidroksiprolin tespit ettiler.
Bu amino asit, kemik içinde bulunan kollajene özgü. Yani bu küçük molekülün varlığı, "evet, gerçekten de degrade olmuş kollajen var" anlamına geliyor. Kontaminasyon değil. Sonradan bulaşmış bir şey değil. 66 milyon yıllık gerçek.
Araştırma lideri Profesör Steve Taylor bunu açıkça söylüyor: organik biyomoleküller "bazı fosillerde mevcut görünüyor."
Bu Ne Anlama Geliyor?
İlk olarak, yıllardır süregelen bir tartışmayı bitiriyor. Geçmişte başka araştırmacılar dinozor fosillerinde protein izleri bulduğunda, eleştirmenler hemen kontaminasyon iddiasını ortaya attı: topraktan bulaşmış olabilir, taşıma sırasında kapılmıştır, mikroplar sonradan eklenmiştir.
Bu kanıt o argümanı ciddi şekilde zayıflatıyor.
Ama en sevdiğim kısım başka bir şey. Taylor'ın önerisi şu: bilim insanları yüz yıldır toplanmış fosil kemiklerin mikroskop görüntülerine geri dönsün. Arşivlerde duran o kutuplaştırılmış ışık mikroskobu fotoğraflarına. Eğer bu eski görüntülerde korunmuş kollajen bölgelerini tanıyabilirsek, modern tekniklerle hiç analiz edilmemiş onlarca fosil adayına anında ulaşabiliriz.
Düşün ki, büyükannemin yıllardır tavan arasında değerli eşyalar sakladığını öğrenmek gibi bir şey.
Tek Büyük Soru
Ama cevapsız dev bir soru var: proteinler neden bozulmuyor?
Bu, bildiğimiz kimya kurallarına aykırı. Ekip henüz kesin bir açıklama sunamıyor. Demek ki doğa, bildiğimizden çok daha karmaşık koruma mekanizmalarına sahip.
Ve işte bilimin güzel tarafı burada. Bir keşif, on yeni soru açıyor.
Bundan sonra ne mi olacak? Tür içi dinozor türleri arasında kollajen parçalarını karşılaştırabiliriz. Geleneksel anatominin göremediği biyolojik ilişkilere dair ipuçları yakalayabiliriz.
Jurassic Park falan yok, yanlış anlaşılmasın. DNA çıkarmıyoruz, dinozor klonlamıyoruz. Ama moleküler düzeyde bu hayvanları anlama yolunda gerçekten ilerliyoruz.
Bir dahaki sefere müzede dinozor iskeleti görürsen, dur ve bir an düşün: önünde duran şey sadece taş değil. Orijinal hayvandan kalmış gerçek parçacıklar, bizim onları nasıl okuyacağımızı bekliyor.
Bilim harika değil mi?