Kutuplardaki Karbon Deposu ve Deniz Tabani Sürprizi
İtiraf edeyim: iklim haberleri bazen dayanılmaz hale geliyor. Yükselen sıcaklıklar, eriyen buzullar, aşırı hava olayları… Bir süre sonra hepsi tek bir kasvetli yığına dönüşüyor. Ama bu hafta karşıma çıkan bir araştırmayı görünce içimde küçük bir umut kıvılcımı yandı. Durumun ciddiyetini inkâr ettiğim için değil — her zamanki gibi korkunç derecede ciddi — ama doğanın bazen hiç beklemediğimiz birkaç numarası olabiliyor.
Kuzey Kutbu'ndaki olaylara bir bakış atalım, çünkü işler epey ilginç bir hal almış durumda.
Binlerce Yıllık Karbon Anbarı
Arktik tundranın altındaki donmuş toprağı hayal et. Şimdi onun binlerce yıldır donuk halde durduğunu, yavaş yavaş ölü bitki ve organik madde biriktirdiğini düşün. Bu donmuş tabakaya permafrost yani daimi don diyoruz. Ve bu permafrost, karbonu atmosferden uzak tutarak hapsetmiş.
Alfred Wegener Enstitüsü ile MARUM'dan araştırmacıların hesaplamalarına göre bu donmuş manzara yaklaşık 1.300 gigaton karbon içeriyor. Bir kıyaslama yapalım: insanlık yılda yaklaşık 37 gigaton CO2 atmosfere salıyor. Yani burada konuştuğumuz şey, yıllık emisyonlarımızın katbekat üzerinde bir karbon birikimi.
Ama mesele şu: Arktik, dünyanın geri kalanından çok daha hızlı ısınıyor. Sıcaklıklar yükseldikçe bu donmuş toprak erimeye başlıyor. Kıyı şeritleri çöküyor. Ve hapiste tutulan tüm bu karbon birdenbire serbest kalıyor.
Karbonun Göçü
Permafrost eriyince, yıllardır kapalı kalmış bir buzdolabı kapağını açmış gibi oluyor. Karbon bakımından zengin toprak, nehirler ve kıyı erozyonu aracılığıyla okyanusa taşınabiliyor. Bilim insanları yılda yaklaşık 0,02 gigaton karbonun Arktik Denizi'ne ulaştığını tahmin ediyor. 2100 yılına kadar bu rakamın yüzde 70 ile 150 arasında artması bekleniyor.
İşte burası ilginçleşiyor. Peki bu karbon okyanusa ulaştığında ne oluyor? Mikroorganizmalar tarafından parçalanıp atmosfere sera gazı olarak mı salınıyor? Yoksa başka bir yerde hapsedilip kalıyor mu?
Deniz Tabanının Gizli Süper Gücü
Araştırma ekibi tam da bunu öğrenmek istemiş. Kanada'nın Yukon bölgesi açıklarındaki Qikiqtaruk (diğer adıyla Herschel Adası) sahiline gidip deniz tabanından tortul çekirdekleri toplamışlar — yani yaklaşık 50 yıllık birikimi içeren uzunçamur silindirleri.
Buldukları şey gerçekten şaşırtıcıymış.
"Bu deniz, kıyıdan muazzam miktarda organik karbonu uzaklaştırıyor, ama şaşırtıcı bir şekilde bu karbonun çok azı okyanusun aktif karbon döngüsüne katılıyor," diyor çalışmanın baş yazarı Dr. Manuel Ruben.
Deniz tabanına yerleşen organik karbonun yalnızca yüzde 10 kadarı mikroorganizmalar tarafından atmosfere kaçabilen gazlara dönüştürülüyor. Geri kalanı gömülü halde kalıyor.
Başka türlü söyleyecek olursam: Arktik deniz tabanı, eriyen permafrosttan gelen antik karbonu yakalayan bir karbon tuzağı gibi davranıyor. Bu "bir şey değil" değil — bu gerçekten oldukça önemli.
Okyanus Tabanının Seçici Bakterileri
Ama asıl ilgimi çeken başka bir şey var. Araştırmacılar, deniz tabanı tortullarında yaşayan mikroorganizmaların her şeyi yemediğini keşfetmiş. Oldukça seçici davranıyorlar.
"Tortul, 'aşçı başı' bakterilerin yuvası. Bunlar görünüşe göre taze karbonu — yani daha yakın tarihli alg kalıntılarından gelen karbonu — permafrost depolarındaki 'eski' karbona tercih ediyor," diyor çalışmanın yazarlarından Profesör Gesine Mollenhauer.
Yani şöyle: bu mikroskobik canlılar bir tür gastronomi tutkunları. Binlerce yıldır permafrostta kilitli kalmış antik karbon yerine, yakın zamanda ölmüş ve okyanus dibine çökmüş taze algleri tercih ediyorlar.
Bilim insanları bunu tortuldaki kimyasal parmak izlerini analiz ederek ortaya koymuş. Özellikle karbon izotoplarına bakmışlar. Karbon-13, bakterilerin karada mı yoksa denizde mi üretilen karbonu tükettiğini gösteriyor. Karbon-14 ise eski permafrost karbonunu mı yoksa daha taze malzemeyi mi tercih ettiklerini ortaya koyuyor.
Bu Bizi Rahatlatabilir mi?
İşte burada dikkatli olmam gerekiyor. Deniz tabanı bakterilerinin seçici yeme alışkanlıkları, eski permafrost karbonunun bilim insanlarının düşündüğünden daha az sera gazı emisyonuna katkıda bulunabileceğini gösteriyor. Bu gerçekten iyi haber.
Ama — ve bu önemli bir "ama" — araştırmacılar henüz tam tabloyu göremediğimizin altını çiziyor. Bazı permafrost karbonları deniz tabanına ulaşmadan önce, nehirler ve kıyı sularındaki yolculuğu sırasında parçalanıyor olabilir. Bunun ne kadar etkisi olduğunu bilmiyoruz.
Bir de şu soru var: Arktik ısınmaya devam ederken mikroplar aynı şekilde davranmaya devam edecek mi? Deniz tabanının karbon hapsetme kapasitesi stabil kalacak mı? Cevaplanması gereken sorular bunlar.
Ve şunu da unutmayalım: bu araştırma karbonun çoğunun hapsettiğini gösteriyor, tamamını değil. Yüzde 10 bile atmosfere sera gazı olarak kaçsa, yüzlerce gigaton depolanmış karbon söz konusu olduğunda bu hala kayda değer bir rakam.
İklim Ötesinde Neden Önemli
Karbonun karadan denize hareketi yalnızca atmosferik sera gazı seviyelerini etkilemiyor. Kıyı sularına dökülen tüm bu tortul, yerel toplulukların gıda için bağımlı olduğu Arktik ekosistemlerinin kimyasını ve biyolojisini de değiştirebilir.
Yani bu çalışma bir umut ışığı sunuyor — doğanın karbon depolamak için bazı iç mekanizmalara sahip olduğunun kanıtı — ama rehavete kapılma sebebi değil. Eğer bir şeyse, gezegenimizin sistemlerinin ne kadar karmaşık olduğunun ve onları incelemeye devam etmenin ne kadar kritik olduğunun hatırlatıcısı.
Araştırmacılar daha fazla çalışma çağrısında bulunuyor ve bence tamamen haklılar. Bu tür her çalışma bulmacaya bir parça ekliyor ve bize yalnızca ne kaybettiğimizi değil, hangi doğal süreçlerin bizim lehimize işlediğini de gösteriyor.
Ve açıkçası? İklim konusunda her şeyin kasvetli göründüğü bir dünyada, bilimin sunabildiği her umut kıvılcımını kucaklayacağım — ama önümüzdeki en önemli işin değişmediğini kabul ederek.