Ses Silahı mı, Bilim Aracı mı?
Rochester Üniversitesi'nden gelen haber tuhaf ama gerçek: ışınsal bir alet yapmak için ışık kullanmak şart değilmiş. Araştırmacılar "ses lazeri" denebilecek şeyi başarıyla ürettiler. Evet, sözel oyun yapmak gerekirse, bu konudan söz etmek gerçekten de ses getiriyor.
Lazerleri hep ışık parçacıklarından oluşan odaklanmış ışınlar olarak tasavvur ettik. Metal kesiyorlar, ürünleri tarayıp fiyatlandırıyorlar, göz ameliyatlarında kullanılıyorlar. Fakat aynı işleri tamamen başka bir ortamda yapabilir miydik? İşte fotonun ses karşılığı olan fonona bakışı değiştiriyor.
Fon Nedir ki?
Işık fotonlardan yapılmışsa, sesin yapı taşı fonondur. Vibrasyon adında yapabildiğimiz en küçük parçacık demektir. Atom altı seviyelerde konuşuyoruz—o kadar minuscul ki bunları görebilmek için yüksek teknoloji gerekiyor. Ta yakın zamana kadar kimse bu titreşimleri kontrol ederek işe yarar hale getiremiyordu.
Tarihsel dönüm noktası Professor Nick Vamivakas ve ekibinin bu titreşimleri optik pense (lazerleri kullanan ve küçük nesneleri yakalayan araçlar) ile hapsetmeyi öğrendikleri zaman geldi. Ama sorun şuydu: ses lazerleri oldukça gürültülü ve güvenilmez çalışıyordu. Sanki rock konsertinde fısıltı dinlemektir bu durum.
Gürültüyle Boğuşmak (Ve Akıllı Çıkış Yolu)
Her lazerin ortak derdi var: gözümüze tam istikrarlı görünseler de altlarında sürekli rastgele salınımlar vardır. Uzaktan gördüğünüz düz otoyol yaklaşınca küçük tümsekler ortaya çıkar—işte böyledir bu.
Yer'in yer çekimi alanındaki ufak değişiklikleri ölçmek istediğinizde bu gürültü sıkıntı haline gelir. Termostat okuyup duran biri salonun tamamını salladığında sayı sabit kalamaz, değil mi?
Tim burada zeka gösterdiler. "Sıkıştırma" adlı bir teknik uyguladılar, gürültüyü önemsiz yönlere sıkıştırdılar, önemli yönlerdeki sinyali güçlendirdiler. Sonuç olarak elde ettikleri ses lazeri, ışık bazlı geleneksel lazerlerden çok daha hassastı.
Neden Bu Konuda Heyecan Duymalıyız
Gerçekten de önemli kısım burası: yerçekimi ölçümü.
GPS çoğu durumda başarılı ama uyduya bağımlıdır, uydu bloke edilebilir, güvenliği ihlal edilebilir, başarısız olabilir. Su altında, kapalı alanlarda, hükümetin sinyal engellediği yerlerde faydasız kalır.
Oysa telefonunuz yerçekimini ölçüp nerede olduğunu belirleyebilseydi? Kuantum pusula (yerçekimine dayalı navigasyonun fantastik adıdır) teoride uydu olmadan her yerde çalışabilirdi. Hacklenmesi imkânsız, her zaman erişilebilir olurdu.
Bu ses lazeri gelişmesi, buna ulaşmanın kilit taşlarından biri olabilir. Henüz oraya varmadık ama yol almışız.
Daha Geniş Açıdan Bakarsak
Fizikteki ilginç yön şu: bir şeyi kontrol etmeyi öğrenince, aynı hileler başka kontrolsüz sanılan şeylere de uygulanabiliyor ortaya çıkıyor.
İlk lazer 1960'larda geliştirildi. Ses lazeri yapmayı düşünmek için onca yıl geçti. Fakat birisi hallettikten sonra, başka hangi tür lazerler keşfedeceğiz hiç belli olmaz.
Elektronlardan oluşan lazerler yapabiliriz belki. Ya da henüz keşfedilmemiş parçacıkların lazerlerini. Çoğu zaman fiziğin sınırı yeni şey bulmaktan ziyade, varolan şeyle yeni oyunlar oynayabilmeyi öğrenmek meselesidir.
Asıl hikaye bu aslında.