Duvarın Üzerinde Hayat: Tırmanıcıların Aşk ve Ölüm Arasındaki Yolculuğu
Bir ip yok. Emniyet yok. Sadece sen, kaya ve aşağıda seni bekleyen yüzlerce metrelik boşluk. Çılgınlık mı, yoksa başka bir şey mi? Free solo tırmanışı, izlerken bir yandan "yapamaz" derken bir yandan "keşke ben de..." diyebileceğimiz garip bir çekiciliğe sahip. İnsanın içinde bir yerlerde, tehlikenin bu kadar yakın olduğu bir anı yakalama arzusu gizli galiba.
Neden Yapıyorlar?
Onlara neden sorduğunuzda cevaplar değişir ama ortak bir şey vardır: o anın saflığı. İple tırmandığınızda zihniniz yarısı emniyeti düşünmekle meşguldür. "Eğer burada kayarsam..." düşüncesi sürekli orada, bir gölge gibi. Free solo'da böyle bir lüksünüz yok. Ya tamamen buradasınız, ya düşüyorsunuz. Başka seçenek yok.
Bir tırmanıcının dediği gibi: "İp beni kurtarıyor ama aynı zamanda bağlıyor da." Bu paradoks, free solo yapanların tam olarak neyi aradığını açıklıyor belki. Kaosa teslim olmak değil, bilakis kaosa en yakınken mutlak odaklanma hali.
Kafanın İçinde Neler Dönüyor?
Burada sadece fizik yetmez. Vücudunuzu tanırsınız, kaslarınızı, tendonlarınızı. Ama asıl savaş zihinde. Gezgin tırmanıcı Alex Honnold'ın anlattıklarına bakın: önce rotayı yüzlerce kez iple çıkar, her el tutuşunu hafızanıza kazırsınız. Sonra günü geldiğinde, tırmanmaya başladığınız anda zihniniz bomboş olur. Sadece hareket edersiniz.
Bu bir nevi meditasyon mu? Belki. Ama kontrolsüz bir meditasyon değil. Yılların getirdiği hazırlık, kas hafızası, teknik bilgi... Bunların hepsi birleşince ortaya çıkan şey, belki de insanın ulaşabileceği en yoğun "şimdi" hali.
Risk mi, Çekicilik mi?
Ölüm her zaman masada. Bunu bilmek, bu işi yapanların gözünü korkutmuyor, aksine hayata bakışlarını değiştiriyor. Birçok free solocu normal hayatlarında son derece temkinli insanlar. Araba kullanırken emniyet kemerini takarlar, dikkatli yürürler. Ama duvarın yüzünde, ölüm farklı bir anlam kazanıyor. Soyut bir kavram olmaktan çıkıp, her nefesle yanında duran somut bir gerçekliğe dönüşüyor.
İnsanın risk aldığında yaşadığı adrenalin, aslında vücudun bir ödül mekanizması. Beyin, tehlikeyi algılar ve "hayatta kalmak" moduna geçer. Ama free solocuların aradığı şey sadece adrenalin değil. Oradan inmek, başarmak, "yaptım" diyebilmek... İşte asıl çekicilik burada.
Düşündüklerim
Ben tırmanış meraklısıyım ama itiraf etmeliyim: ip olmadan bir karıştan fazla tırmanmaya cesaret edemem. Bu beni mi eksik kılıyor? Hayır. Ama şunu kabul etmeliyim ki, onları izlerken içimde garip bir kıskançlık değil, belki bir tür saygı karışımı bir şeyler hissediyorum. Yapabilecekken yapmamayı seçmek ile yapamamak arasında fark var. Free solo yapanlar ikisinin arasında bir yerde duruyorlar: yapabilirler, ama bunun bedelini bilerek yapıyorlar.
Bu insanlar egoist değiller. En azından çoğu öyle değil. Aksine, hayatın kırılganlığını en acımasız haliyle görmüş insanlar. Bir arkadaşım tırmanıcıydı. Bir gün rotada sakatlandı, aşağıda bekleyen ekip onu indirdi. O gün çok şey değişti onda. "Artık her günümüzün bir hediye olduğunu iddia eden kitaplar var ya," dedi bana, "ben o kitapları yazmasıydım. Ben o şeyi yaşadım."
Bazı Hikayeler
Bir keresinde bir free solo tırmanıcısının röportajını okudum. Diyordu ki her tırmanmadan önce ailesini ararmış. "Sıradan bir gün," demiş, "arayamayacak hale gelirsem diye son konuşmamızın güzel olmasını istiyorum." Bu korkaklık değil. Tam tersi. Ölümle yüzleşmenin en cesur yollarından biri belki de: onu görmezden gelmek değil, onunla barışmak.
Bir başka hikaye: Türkiye'de bir dağcı, ünlü bir rotayı ip kullanmadan çıkarmaya hazırlanıyor. Aylarca hazırlanıyor, rotayı ezbere biliyor. Tırmanış günü geldiğinde, ilk el tutuşuna uzandığında durdu. İndi. O günkü zihinsel halinin "doğru" olmadığını hissetmiş. Çevresindekiler onu cesaretsizlikle suçladı. Oysa o en zor şeyi yapmıştı: geri çekilme kararını. Ertesi yıl aynı rotayı başarıyla tamamladı.
Son Söz
Free solo tırmanışı, sınırlarımızı zorlamanın en çıplak hali belki de. Teknoloji, ekipman, güvenlik ağları... Bunların hepsini bir kenara bırakıp insanın ne kadar ileri gidebileceğini görmek istiyoruz.
Ama belki asıl soru şu: neden yapıyoruz? Cevap basit olabilir, karmaşık olabilir. Bazıları "çünkü orada" diyor. Bazıları "çünkü yapabiliyorum" diyor. Bazıları ise cevap bile vermiyor, sadece tırmanıyor.
Ve belki de bu sessizlik, en dürüst cevap. Çünkü bazı şeyleri kelimelere dökmek, onları küçültmek olur. Duvarın yüzünde, ipin olmadığı yerde, geriye sadece varoluş kalıyor. Ve belki de free solo yapanlar, tam da bu yüzden tırmanıyorlar: kelimelerin yetmediği yerde yaşamak için.