Savaşta Buzdan Uçak Gemisi mümkün müydü? – İkinci Dünya Savaşı'nın En Çılgın Projesi
İşte size garip bir soru: Bir dünya savaşı sırasında inşa edebileceğiniz en kullanışsız şey ne olabilir?
Devasa bir mancınık mı? Lastik tuğla mı? Ya da şu: buzdan yapılmış bir uçak gemisi.
Evet, duydunuz doğru. Kulağa tamamen çılgınca geliyor, değil mi? Ama bu hikaye İkinci Dünya Savaşı'nın en tuhaf köşelerinden biri ve neden hiç kimse bundan bahsetmiyor anlamıyorum.
Sorun Neydi?
1940'ların başı, Atlantik'te Alman denizaltıları tahıl tarlalarını biçiyor. Ticari gemiler birer birer batıyor, Müttefikler tedarik hatlarını korumakta zorlanıyor.
Şimdi şöyle bir durum var: Uçaklar denizaltılara karşı oldukça etkili. Teşhis edebilirler, saldırabilirler, yüzeye çıkıp gizlenmeye zorlayabilirler. Ama büyük bir sorun var: Atlantik Hava Boşluğu. İngiltere'den kalkan uçaklar okyanusun belirli bölgelerine ulaşamıyor.
Donanma mobil bir pist istiyordu. Tehlike bölgesine yanaşıp uçakların yakıt ikmali yapabileceği, silahlanabileceği bir platform. Yani bir uçak gemisi.
Ama savaş zamanında devasa bir gemi yapmak yıllar sürer. Daha hızlı, daha ucuz bir şeye ihtiyaç vardı.
İşte tam bu noktada Geoffrey Pyke devreye girdi.
Karşınızda "Donmuş Testere Tozu" Fikri
Pyke, İngiliz Savaş Bakanlığı'nın Birleşik Operasyonlar Merkezi'nde çalışan sıra dışı bir mucitti. Ve bu parlak, alışılmadık kafasında çılgın bir fikir belirdi: ya uçak gemisini buuzdan yaparsak?
Resmen hayal edebiliyorum: Defterinin kenarına karalama yapıyor, buzulları düşünüyor, "Neden olmasın?" diyor.
Ama düz buzun bariz sorunları var. Çatlar, eğilir, kararsızdır. Pyke'ın daha güçlü bir şeye ihtiyacı vardı.
Neyse ki (herkes için değil tabii) Max Perutz adında bir bilim insanı su ve testere tozu karıştırarak bir malzeme deneyleri yapıyordu. Yüzebiliyordu, şekil alabiliyordu, oldukça sağlamdı.
Pyke bu fikri aldı ve koşturdu. Oranlarla oynadı, odun selülozu ekledi ve ortaya dikkat çekici bir şey çıktı: donduğunda beton kadar güçlü bir malzeme. Kurşun dayabilirdi, çatlamazdı ve—en önemlisi—isteilen şekle dökülebilirdi.
Buna Pykrete dediler.
Her Şeyi Değiştiren Tabanca Gösterisi
Pyke'ın bu fikri üst düzey generallere, hatta Winston Churchill ve Franklin Roosevelt'e satması gerekiyordu.
Nasıl mı? Bir odaya doluşmuş dünya liderlerine buzdan uçak gemisi fikrini nasıl kabul ettirirsiniz?
Eğer Geoffrey Pyke'sanız, yapabileceğiniz en dramatik şeyi yaparsınız: Bir tabanca çeker ve ateş edersiniz.
Önce normal bir buz bloğuna ateş etti. Beklendiği gibi parçalandı.
Sonra Pykrete bloğuna ateş etti.
Kurşun sekti.
Hikayeye göre kurşun o kadar sert sekti ki bir amiralin pantolonunun paçasını sıyırıp duvara gömüldü.
Gündelik iş yeri sunumu işte.
Ama önemli olan şu: işe yaradı. Gösteri o kadar ikna ediciydi ki proje hemen onaylandı. Kod adı İncil'den alınmıştı: Habbakuk Projesi.
Dünyanın En Saçma Gemisi
Şimdi bu insanların ne inşa etmek istediğini bir hayal edin, çünkü gerçekten akıl almaz boyutta.
Güverte 610 metre uzunluğunda olacaktı—bu, modern uçak gemileri de dahil çoğundan uzun. 76 metre genişliğinde, en az 12 metre kalınlığında buzla kaplı. 40 top. Çift hangarlar. 150'ye kadar bombardıman uçağı veya savaş uçağı kapasitesi.
Bu şey yüzen bir kale olacaktı. Batırılamaz—torpidolar ya sekecekti ya da en fazla delik bırakacaktı, o da dondurularak kapatılabilirdi. Atlantik dalgaları mı? Sorun değil. Devasa kütlesi onu inanılmaz derecede stabil yapacaktı.
Tasarım, her şeyi tam -16°C'de tutacak karmaşık bir soğutma sistemi öngörüyordu. Çelik borular tüm yapı boyunca uzanacak, tuzlu suyu dolaştırarak bütünlüğü koruyacaktı.
Bilmiyorum siz nasıl hissettiniz ama bana bir Jules Verne romanından fırlamış gibi geliyor.
Gerçekle Yüzleşme (Tabii ki Geldi)
İşte işlerin ilginçleştiği an—aslında "ilginç" derken "komik derecede uygunsuz" demek istiyorum.
1943 sonbaharında Kanada'da bir prototip inşa etmeye başladıklarında gerçek hızla ortaya çıktı: Bu projeyi istenen sürede bitirmek asla mümkün değildi.
Birinci sorun: zamanlama. Tam boyutlu gemi en erken 1944'te bitirilebilirdi, bu da o zamana kadar stratejik durumun tamamen değişebileceği anlamına geliyordu.
İkinci sorun: kaynaklar. İnşaat 8.000 işçi, 300.000 ton odun selülozu (bu, Kanada'nın kağıt üretimini yıllarca felç ederdi), 10.000 ton çelik ve dev bir soğutma sistemi gerektirecekti.
İşte beni gerçekten çıldırtan ironi: Hatırlıyorsunuz, satış noktalarından biri çelik gerektirmeyeceğiydi, değil mi? Meğer bu tamamen yanlışmış. Yalnızca soğutma boruları bile muazzam miktarda çelik gerektiriyordu ve savaş sırasında her bir çelik parçası tank, gemi ve gerçek askeri teçhizat için çok gerekliydi.
Üçüncü sorun: savaş değişti. Portekiz sonunda Müttefiklerin Azorlar'daki havaalanlarını kullanmasına izin verdi, bu da Atlantik Hava Boşluğu'nu kapattı. Üstelik Müttefikler ticaret filolarını korumak için daha fazla koruyucu gemi inşa etmeye başladı.
Aniden, devasa donmuş testere tozu uçak gemisine olan acil ihtiyaç ortadan kalktı.
Buz Rüyasının Sonu
Projeyi baştan beri destekleyen Lord Louis Mountbatten desteğini geri çekti. Habbakuk Projesi resmen rafa kaldırıldı.
Ama bu hikayede beni en çok büyüleyen şey şu: prototip hâlâ dışarıda, su altında.
Alberta'daki Patricia Gölü'nün derinliklerinde, orijinal test yapısının ahşap iskeleti ve çelik çerçevesi hâlâ yatıyor. Dalgıçlar gerçekten görebilir. 80 yıldan fazla zamandır orada donmuş durumda—askeri tarihin en cesur mühendislik önerilerine yapılan garip bir anıt.
Bu Hikaye Bize Ne Anlatıyor?
Habbakuk Projesi hakkında epey düşündüm ve açıkçası, tamamen uygulanabilir olmasa da bu hikayede güzel bir şey olduğunu düşünüyorum.
Bu, çaresiz koşulların insanları hayal edilebilecek en yaratıcı, en sıra dışı çözümleri düşünmeye ittiği bir savaştı. Pyke ve Perutz deli değildi; imkansız bir duruma imkansız fikirlerle karşılık verdiler. Bu fikirlerin çoğu başarısız oldu, ama mesele de bu. İlerleme çoğunlukla saçma görünen şeyleri denemekten gelir ve bu denemelerin çoğu işe yaramaz.
Bir tabanca gösterisi ve seken kurşunla dünya liderlerini donmuş odunlu uçak gemisini onaylamaya ikna etmenin ne kadar tatlı bir şey olduğunu da düşünün. Ne günlerdi.
Habbakuk Projesi asla denizlerde yüzmesede, yaratıcı savaş dönemi düşüncesinin onur listesinde yeri olduğunu düşünüyorum. Sadece kimseye bir zamanlar dev bir uçak gemisini buzdan yapmayı ciddi ciddi düşündüğümüzü söylemeyin.