Bilim Dünyasında İlk Kez "Vay Be" Dedirten Bir Keşif
Sözünü tutayım: bu araştırmayı ilk okuduğumda duraksadım ve tekrar okudum. Çünkü bilim dünyasında çoğunlukla " umut verici sonuçlar" ya da "küçük adımlar" haberleriyle karşılaşıyoruz. Bu da güzel bir şey, yanlış anlamayın. Ama bu? Bu farklı.
Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, yeni doğan primatlara HIV tedavisinin üç farklı yöntemini hayatlarının ilk üç günü içinde uyguladığında virüsü tamamen yok edebildiklerini keşfetmiş. Tamamen — ve bu sefer gerçekten tamamen demek istiyorum — ortadan kaldırdılar. Baskılamak değil, yönetmek değil. Tamamen silmek.
Araştırmanın eş-yazarlarından Jonah Sacha bu durumu çok güzel özetlemiş: "Bu tedavinin virüsü tamamen temizleyeceğini düşünmek için hiçbir neden yoktu. İşte o 'test ediyorsun ve çalışıyor, yeni bir şey keşfetmişsin' anlarından biriydi."
Evet. O türden bir keşif.
Neden Bu Kadar Önemli?
Biraz hayal etmeye çalışın. Her yıl dünya genelinde 120 binden fazla bebek HIV ile dünyaya geliyor. Bu çocukların ve virüsle yaşayan milyonlarca insanın büyük çoğunluğu için tedavi, hayatlarının geri kalanında ilaç kullanmak anlamına geliyor. Bu hem fiziksel hem de duygusal olarak çok ağır bir yük. Üstelik ilaçlara erişim sorunu olan yerlerde durum daha da vahim.
Ya bu bebekleri o kritik ilk günlerde tedavi ederek gerçekten iyileştirseydik? İşte bu araştırma tam olarak bu olasılığa işaret ediyor.
Üçlü Formülün Gücü
Bu çalışmanın en zekice yanı, araştırmacıların tekerleği yeniden icat etmeye çalışmamış olması. Daha önce tek başlarına denenmiş ve hiçbiri başarılı olamamış üç tedavi yöntemini bir araya getirmişler. Sonuç? Mucizevi.
1. İtfaiyeci: Antiretroviral Tedavi Çoğumuzun bildiği standart HIV tedavisi bu. Musluğu kapatmaya benzetebiliriz — virüsü tamamen ortadan kaldırmaz ama çoğalmasını engeller. Enfeksiyonu kontrol altında tutmak için vazgeçilmez.
2. Temizlik Ekibi: Nötralize Edici Antikorlar Bu antikorlar bir nevi paspas görevi görüyor. Virüsü doğrudan öldürmezler ama toparlayıp kanda dolaşan miktarını azaltırlar. Virüsü sindirime uğratırlar, diyebiliriz.
3. Kapıcı: Leronlimab Bu deneysel antikor formülün en yeni parçası. HIV'in bağışıklık hücrelerine girmesini CCR5 reseptörü dediğimiz bir kapıyı kapatarak engelliyor. Sacha'nın dediği gibi: "Girişi engellemek, ateşe yakıt vermemek gibi."
Bu üç yaklaşım tek başlarına sınırlı kalmış. Birlikte çalıştıklarında ise tek başlarına asla elde edemeyecekleri bir sinerji yaratıyorlar.
Zamanlama Her Şey Olabilir
İşte beni gerçekten şaşırtan kısım: araştırmacılar bu üçlü tedavinin bu kadar iyi çalışmasının nedeninin erken uygulanmasıyla ilgili olabileceğini düşünüyor.
Araştırmanın diğer eş-yazarı, HIV üzerine onlarca yıldır çalışan virolog Nancy Haigwood şöyle diyor: "Enfeksiyonun ilk haftasında daha önce düşündüğümüzden çok daha fazla şey oluyor. Bu deneyden çıkardığımız sonuç, virüs yayılmaya başladıkça antikorlarla arasında dinamik bir etkileşim yaşanıyor olması."
Başka bir deyişle, enfeksiyonun ilk günleri belki de altın bir pencere — virüs henüz yerleşme aşamasındayken ve bu üçlü saldırıya karşı daha savunmasız olabilecekken. Bilim insanları şimdi bu pencerenin ne kadar geniş olabileceğini anlamaya çalışıyor. Enfeksiyondan bir hafta sonra da işe yarar mı? İki hafta sonra mı? Bu soruların yanıtları, tedavinin sonunda kaç kişiye yardımcı olabileceğini belirleyecek.
Sırada Ne Var?
Heyecanımıza kapılmadan önce şunu belirteyim: bu araştırma insansı maymunlarda yapıldı. Bir sonraki adım insan klinik deneyleri. Ekip bu deneylere muhtemelen HIV'e yakın zamanda maruz kalmış yetişkinlerle başlamayı planlıyor. İşler yolunda giderse, tedavi sonunda yenidoğanlara uyarlanabilir.
İyi haber mi? Bu üç tedavinin hepsi zaten ayrı ayrı klinik deneylerde test ediliyor. Yani sıfırdan başlamıyoruz.
Sacha'nın ifadesiyle: "Bu hemen klinik deneylere taşınabilir." Ve açıkçası, bu benim için müzik gibi.
Düşüncelerim
Bir süredir bilim dünyasını takip ediyorum ve kendimi heyecana kaptırmamaya çalışıyorum. Hayvanlarda umut vaat eden ancak insanlarda başarısız olan onlarca çalışma var. Ama bu sefer neden gerçekten umutlu olduğumu açıklayayım:
Birincisi, insansı maymunlar ve insanlar önemli biyolojik benzerlikler paylaşıyor. Maymunlarda işe yarayan şey çoğu zaman (her zaman değil ama) insanda da işliyor. İkincisi, tamamen yeni ve bilinmeyen bir tedaviden bahsetmiyoruz — bunlar zaten geliştirilme aşamasındaki terapiler. Üçüncüsü, sonuç o kadar beklenmedikti ki araştırmacıların kendileri şaşırdı. Bilim insanları "vay be" dediğinde, buna kulak asmaya değer.
Her yıl HIV dünya genelinde yaklaşık 600 bin insan öldürüyor. Korkunç bir rakam. Ama bu tür çalışmalar bana bilimin neden önemli olduğunu, neden araştırmayı fonlamaya devam etmemiz gerektiğini ve "ya şöyle olsaydı" sorusunu sormayı asla bırakmamamız gerektiğini hatırlatıyor.
Ya HIV'i yenidoğanlarda iyileştirebilseydik? Ya bu üçlü yaklaşım sonunda yetişkinlere de yardımcı olabilseydi?
Henüz orada değiliz. Ama uzun bir aradan sonra ilk kez, bir yol haritası görebiliyorum.
Ve bu, heyecanlanmaya değer bir şey.