Ölüm Aslında Sandığımız Gibi Değil
Beyin, kalp durup atması sonra da çalışmaya devam ediyor olabilir. Ruh veya manevi bir şey değil bu—tam anlamıyla elektrik aktivitesi. Nöronlar ateşliyor, bilinç devam ediyor, beyin işlevini sürdürüyor.
Arizona Eyalet Üniversitesi'nden araştırmacı Anna Fowler bu konuda ilginç bir analiz yayınladı. Kalp krizi, yaşadıktan sonra gelen deneyimler ve koma hastalarının beyin fonksiyonları hakkında yirmi çalışmayı gözden geçirdi. Bulguları ölümün o anı hakkında bildiklerimizi sorgulatıyor.
Beyin Haberi Almıyor
Yıllardır ölümü basit bir olarak anlıyoruz: kalp durur, kan akışı kesilir, oksijen beyne ulaşamaz ve işte bu kadar. Beyin hücreleri ölür. Yaşam biter.
Oysa bitmiyor.
Kalp krizi geçiren hastaların beyin aktiviteleri (EEG ölçümleri) incelendiğinde, komadaki birinin beyin aktivitesine benzer durumlar görülüyor. Beyin gerçekten "ölü" olsaydı bu imkansız olurdu. Ama oluyor.
Daha da ilginç olanı, hayatta kalan hastalara sorulduğunda, beyin monitörlerinde hiç sinyal göstermeyen yüzde kırk kadarı o sırada farkında olduğunu söylüyor. Bazıları çevresinde gördüğü ve duyduğu şeyleri anlatabiliyor. Diğerleri canlı yaşantılar raporluyor. Yüzde yirmi ölümle anlamlı bir karşılaşma anlatıyor, yüzde on bir de rüya benzeri görüntülerden söz ediyor.
Peki Bu Ne Kadar Sürüyor?
Bu kısmı duyunca tepki vermemek zor. Bazı vakalarda, EKG'de saptanan beyin aktivitesi CPR yapılırken 35 ile 60 dakika arasında devam ediyor. Koma hastaları için bu süreler yüz dakikayı geçebiliyor.
Bunu hazmetmek biraz zaman alabilir: kalbin durmasından ve doktorların ölümü ilan etmesinden sonra beyin bir saat veya daha fazla bilinçli ve farkında olabilir.
O sürede ne oluyor? Araştırmacılar örgütlü elektrik dalgalanmalarının rol oynadığını düşünüyor. Beyin düzensiz şekilde ateşlemiyor, koordineli bir şekilde işliyor.
Kimse Konuşmak İstemiyor Olan Şey
Burası etik olarak karışık hale geliyor: organ nakli yapıyoruz. Doktor, klinik ölüm ilan edilen bedenden kalp, karaciğer, böbrek çıkararak başka hayatları kurtarıyor. Tıbbın en güzel başarılarından biri.
Peki ya örgütü çıkarılan kişi bilinç düzeyinde hâlâ bir şeyler yaşıyorsa?
Fowler tam bu soruyu soruyor ve cevabı rahatsız edici. Kalp krizi sonrası bilinç kalıyorsa, biz belki de hâlâ bilinç düzeyinde olan insanlardan organ alıyor muyuz? Organ bağışı etiği açısından bu ne anlama geliyor?
Ölüm Olay Değil, Süreç Olabilir
Asıl keşif şu: ölüm sanıldığı kadar anında gerçekleşmiyor. Bunun yerine art arda birbirini izleyen aşamalardan oluşmuş bir zincir gibi görünüyor.
Kalp krizi vakalarında böyle ilerlemiş: önce standart EEG'de görebildiğimiz elektrik aktivitesi yitiriliyor. Sonra daha hassas ölçümlerle beynin dalga şeklinde kapanmaya başladığı görülüyor. En sonunda terminal ölüm gerçekleşiyor.
Ama bilinç? Kendi zamanında hareket ediyor, biz ölümü ilan ettikten bağımsız şekilde.
Tıp ve Felsefe İçin Anlamı Ne?
Açıkçası bu araştırma cevaptan daha fazla soru açıyor. Eğer bilinç ölüm ilan ettikten sonra kalıyorsa, ölümü nasıl tanımlayacağız? Organ çıkarılmasına ne zaman başlamalı? Beyinde geleneksel aktivite işaretleri olmasa bile birinin hâlâ bilinçli olup olmadığını bilmenin bir yolu var mı?
Bunlar artık sadece akademik sorular değil. Hastaneler ve aileler kısa zamanda bunlarla başa çıkmak zorunda kalabilir.
Fowler'ın mesajı basit ama kuvvetli: bunu daha çok araştırmamız lazım. Beynin kalp krizi sonrası çalışmaya devam etmesi "ciddi şekilde incelenesi gereken bir konu" diyor. Haklı. Bilinçlilik nerede sona eriyor diye bu kadar yanılıyorsak, ölümü anlama yaklaşımımızı tamamıyla yeniden gözden geçirmemiz gerekebilir.
Sonuç
Ölüm doğanın gizemlerinden biri olmaya devam ediyor, ama bilim yavaş yavaş katmanları açıyor. Anlaşılan şu ki, yaşam ve ölüm arasındaki sınır net bir çizgi değil. Bilinçin anlayamadığımız şekillerde kalabileceği belirsiz bir alan.
Bu hem büyüleyici hem de biraz korkutucu. Aslında insan varoluşunun tanımı da bu olabilir.