Kesintisiz Tarihin Bekleyişi
Eski evlerin içinde bir tür sır vardır. Duvarlarında, tabanlarının altında, hatta bodrum katlarındaki çömleklerde. Betty ve Robert Fooks bunu beş yıl önce anladı. Dorset'teki South Poorton Farm'daki 17. yüzyıl evini onarırken taban seviyesini alçaltmaya karar vermişler. Biraz daha baş boşluğu istemekten başka amaçları yoktu. Ama işler hiç beklenmedik bir şekilde gelişti.
Robert'ın kazması glazürlü bir çanakla çarptığında yüz tane madeni para ortalığa saçıldı. Oyuncak parası değil, ucuz şeyler değil. İngiltere İç Savaşı döneminden altın ve gümüş paralar. Çiftin hemen anladığı olmuş ki önemli bir şey bulmuşlar. Betty'nin The Guardian'a anlattığı gibi hiç heyecan göstermeden: "Çocuklarla beraber idim, kocam kazmasıyla kazıyordu. Bağırdı ve paraları bir kovaya doldurduk." Düşünsene, dört yüz yıllık hazineyi mutfak kovasına koymak.
Korkunun İzleri
Paralar tesadüfen orada gizli değildi. Bunları gömenlerin başına ne gelmişse, o yüzden orada kalıyor. İngiltere İç Savaşı (1642-1646) ders kitaplarındaki uzak bir olay değildi. Cidden çetin bir zaman dilimiydi. İnsanlar gerçekten korkuyordu.
O zamanları yaşayan birinin yeri tersine koymuş olmalı. Parlamenter taraf olsun, kraliyet tarafı olsun, askerler kapına dayanıp çalmaya başlıyordu. Yiyecek ister, malzeme ister, değerli şeyler alıp giderlerdi. Siyasi görüşün yanlış tarafında kalırsan daha kötü olurdu. Tüm malvarlığına el konulabilirdi. Yapacak işleri netti: gizli saklama yerleri oluşturmalıydı. Mutfakta gömülü çömlekler. Duvarlara sıkıştırılan paralar. Düzen sağlanınca, kim kazandıysa onun tarafına katılıp hazinesini geri alacaklardı.
Fakat bazıları geri dönemedi.
Parasal Değerden Ötesi
Poorton Madeni Para Hazinesi (evet, böyle adlandırılıyor resmi olarak) değerli çünkü milyonlar para etmiş. Duke's Müzayede Evi'nde yaklaşık 75 bin dolar kazandırmış. Ama asıl değeri savaşın sıradan insanlar üzerine nasıl bir etki bıraktığını anlatabiliyor.
Dorset sessiz bir köy değildi. Ordu hareketlerinin tam ortasındaydı. Birkaç kilometre ötedeki Lyme Regis'te sekiz haftalık bir kuşatma yaşanmıştı. Kalenin savunucuları askerler dayandığında kaçakçılar deniz ablukasını delip zahire ulaştırıyorlardı. Poorton gibi kırmızı köyler sürekli endişe içinde yaşıyor. Her gün askeri kıyafetlilerin kapıya dayanması mümkün.
Paralar kendi başlarına birer müze parçası. I. James zamanından altın sikkeler. I. Charles döneminden gümüş şilinler. Eski hükümdarlardan daha eski paralar. İngiliz Müzesi uzmanları buluntuyu 1642 ile 1644 arasına tarihlendirmiş. Çıkmazın tam ortası. Birisi dikkatice paraları toplamış, bir çanağa yerleştirmiş, saklamış. Huzur gelmesi beklenerek geri alınmayı umut ederek.
Ama hiç kimse geri dönmemiş.
Dört Yüz Yılın Mesajı
En ilginç kısmı hazine değil bence. Neyi temsil ettiği önemli. Faraon mezarı değil, korsan hazinesi değil. Hayatta kalma yöntemi. Tıpkı bizim gibi sıradan insanlar ne yapıyorsa onların sürüdüğü sürü. Onlar da kararlar almışlar, belirsizlik içinde yaşamışlar.
Fooks ailesi doğru yaptı. Bultuyu bildirmişler, uzmanların incelemesine izin vermişler. Şimdi o paralar tarih anlatıyor. Savaş günlük hayatı nasıl etkiledi, aileler istilaya karşı nasıl tepki verdiler, insanlar neyi korudu bunu anlıyor araştırmacılar.
Ve en sevdiğim kısım bu: hazine ortaya çıktığı için birileri bodrum katını biraz yükseltmek istedi. Tarihin kendini göstermesi her zaman horozla ediyor değil. Bazen sadece karanlikta bekler. Ayaklarımız altında beklir. Ta ki birisi tamamen alakasız bir işe koyulsun, kazması doğru yere çarpsın.
Betty Fooks'un dediği şey hala aklımda kalıyor: "Tabanı alçaltmamış olsaydık, paralar hala orada olurdu." Dört yüz yıl, çömlekte saklı, kişinin kafasına biraz hava gelmesi için. Altımızda ne olduğunu gerçekten bilemiyoruz.