Tesadüf Diyarında Bulduğu Hazine
Hayat bazen sizi hiç beklemeyen yerden şaşırtır. John Smith'in o gün sadece köpeğini Forest of Dean'de gezdirir. Evcil hayvanı patikadan çıkıp kendi başına keşfetmeye başlayınca, Smith de peşinden gider. İşte tam o sırada, çatlamış ağaç köklerinin arasında yeşil bir ışıltı görür. Gözleri kaymış, durur kalmış. Yanına uzanıp eşeliyor, ne bulduğunu bilmeden çıkartıyor elinde.
Sonradan BBC'ye anlattığı zaman duygusunu şu şekilde özetler: "En güzel yeşil renkte parlıyordu." Avucuna aldığı nesnenin 3.000 yıl önce kaybolan bir eser olduğunu henüz bilmiyordur.
Bronz Çağın Başyapıtı
Peki bulduğu şey tam olarak ne? Milattan önce 1400 ile 1275 yılları arasına ait bir balta başı. O zamanlar Mısır firavunları henüz Nil boyunca saltanatını sürdürürken, Avrupa'da demir adından dahi kimse söz etmemişti bile. Sadece 13 santimetre uzunluğundaki bu alet, ince detaylarla dopdolu.
"Palstav" stilinde yapılmış bu balta başı, Bronz Çağ'ın iPhone'u diyebiliriz. İki parçalı kalıpta döküldüğü için o dönem için oldukça ileri bir teknik işinin meyvesi. Ortasında ince bir çıkıntı, kenarları simetrik ve kavisli bir şekilde bıçaktan tabana doğru akıyor. Bıçağı tıkıl değil, işlevsel. Bir yanında da eski kullanıcılar ahşap sapı bağlamak için ip geçirebileceği küçük bir halka var.
O Yeşil Renk Nereden?
Smith bu yeşilliği görür görmez antika olduğunu anlar. Meşhur "verdigris" rengi bu. Eski bakır paraları ya da antika heykelleri gördüğümüz o yeşilimtırak patina işte. Bronz alaşımının temel malzemesi bakır (yüzde 90) binlerce yıl hava ve nemle temas edince böyle bir oksidasyon oluşuyor. Bu tabii çimento sanki eşyanın kendini korumasını sağlıyor. Doğanın koruma sistemi hayli zekice tasarlanmış.
Soru İşaretleri Üstüne Soru İşaretleri
İlginç olan kısım burası. Neden böyle bir alet ağaç köklerine kıstırılmış durumda kalmış, kimse tam bilmiyor. Forest of Dean binlerce yıldır insan yaşadığı bir yer. Bronz Çağ insanları da burada çalışıyordu kesinlikle. Belki arazi temizlerken düşürmüştür, insanlar sonuçta araçlarını kaybederler. Ya da ritüel amaçlı gömülmüş olabilir, hatta bir mezara cenaze hediyesi olarak koyulmuş da olabilir. O zamanlarda böyle şeyler yapılırdı.
Cotswold Arkeoloji uzmanları eserini incelemiş ama omuzlarını silkerek "Fikriniz bizinkinden farklı değildir" demişler esasen. Bu muğlaklık tam da çekici tarafı. Her eser bir hikaye anlattığı halde, bazen sonundan başlayarak sonra varmak zorunda kalıyoruz.
Orman Zemininden Müzeye
Smith yapması gereken doğru şeyi yapıyor. Eseri yetkililere teslim ediyor. Balta başı şimdi Dean Heritage Centre'da bulunuyor. Orada Kayleigh Spring adlı konservator eşyayı derinlemesine incelemiş. Halka açık olarak sergileniyor, insanlar görebiliyor. 3.400 yıl gözlerden uzak kalmış bir nesne, şimdi ziyaretçilere Bronz Çağ İngiltere'sinin nasıl olduğunu öğretiyor.
Bunun Gerçek Anlamı
Forestry England'dan Leoni Dawson bir cümle söylüyor ki konuşma yeteneğini kaybettiriyor: "Bu gibi aletlerin binlerce yıl boyunca ayaklarımızın altında gizli kalarak hayatta kalması inanılmaz." İşte arkeolojinin çekici yanı bu. Ormanlar, tarlalar, nehir kenarları birer yaşayan müze. Hiç keşfetmediğimiz hikayeler her yerde yatıyor.
Smith'in köpeği harita ve pusula ile hazine avladığı korsanlar gibi bir şey bulamadı. Ama geçmiş zamanın bir penceresini açmış olmak? O çok daha değerli. Bir çıkışa gidip köpeğini gezdirirken, basitçe çevreye dikkat kesilmek bazen hayatın en güzel sürprizleri getiriyor.