Roma'yı Altınla Alt Eden Asi: Carausius'un Hikâyesi
Okuduğumda beni gerçekten heyecanlandıran bir haber var, paylaşmak istedim.
İngiltere'de yeni bir demiryolu hattı üzerinde çalışan arkeologlar, dikkat çekici bir keşif yaptı. Ortaya çıkan şey, bir gün kendi başına imparatorluk kurmaya karar veren Carausius adında birinin bastırdığı bir sikke. İşin ilginç yanı, bu adamın dünyadan kopuk bir adada—Roma'dan binlerce kilometre uzakta—kendi imparatorluğunu kurmuş olması.
Kayıp Hazineler ve Korsan Paraları
Carausius aslında İngiliz Kanalı'nda görevli bir komutanmış. Görevi basit: Kuzey Denizi'ni patrol etmek, korsanları Roman gemilerinden uzak tutmak. Sıradan bir iş, ama önemli.
İşte sorun şu: Carausius muhasebe konusunda biraz... yaratıcıymış. Ele geçirdiği korsan ganimetlerini Roma hazinesine teslim etmesi gerekiyordu, ama paraların önemli bir kısmını ceplerine indirmiş. Roma'nın yardımcı imparatoru Maximian bunu öğrenince Carausius'un önünde iki yol kaldı: ya Roma'da hesap versin, ya da çılgınca bir şey yapsın.
Çılgınca olanı seçti.
M.S. 286 civarında Carausius kendini "Kuzey İmparatoru" ilan etti. Britanya, Roma'nın ulaşamayacağı kadar uzaktı—en azından kağıt üzerinde öyle görünüyordu. Ve işte onu gerçekten ilginç kılan şey: Sadece taht ilan etmekle kalmadı, her şeyiyle girdi bu işe.
Roma'dan Daha Kaliteli Sikkeler
Carausius Londra ve Colchester'da darphane kurdu ve kendi paralarını basmaya başladı. Burası gerçekten şaşırtıcı: altın ve gümüş sikkeleri, Roma'nın bastığı paralardan daha yüksek kalitedeydi. Düşünün, ayrılıkçı bir imparator, ana imparatorluğun parasından daha iyi para basıyordu.
Yedi yıllık hükümdarlığı boyunca (286-293) çeşitli sikke tasarımları yaptırdı. Bu, arkeologlar için bugün paha biçilmez bir bilgi kaynağı. Demiryolu inşaatı sırasında bulunan bu sikkeyi, sadece stilini inceleyerek M.S. 287 civarına tarihlendirebildiler.
Bu sikke, Oxford ile Cambridge arasına yeni hat döşeyecek East West Rail Company'nin ön araştırma çalışmaları sırasında bulundu. Ekip devasa bir işle karşı karşıya: İki yıl içinde 6.000'den fazla yaklaşık 50 metre uzunluğunda hendek kazacaklar. İnşaat başlamadan önce bölgeyi taramak için.
İki Bin Yıldır İlk Kez
Arkeoloji survey yöneticisi Joss Piper-Jarrett bunu çok güzel ifade etmiş: Bu siteleri kazmak, çoğu zaman "2.000 yıldır, bazen daha uzun süredir ilk kez gören kişi olmak" anlamına geliyormuş.
Bir dakika bunun üzerine düşünün. O küçük sikke, iki bin yıl boyunca toprak altında, dokunulmadan durmuş. Ve şimdi, bir demiryolu projesi sayesinde, yaklaşık 1.700 yıldır ilk kez bir insanın eline geçiyor. Arkeolojinin bence en büyülü yanı bu.
Ekip ayrıca başka kalıntılar da buldu: M.S. 138-180 arasına tarihlenen bir Roma sikkesi (Antoninus Pius ya da Marcus Aurelius döneminden), demir çağına ait bir testi parçaları ve evlerin temel direkleri için kullanılmış çukur izleri. Demek ki bu sadece rastgele bir nokta değilmiş—insanlar gerçekten burada yaşamış.
Projenin tarihi çevre sorumlusu Mike Court, önümüzdeki iki yıl içinde daha önemli siteler bulmayı beklediklerini söylüyor. "Yakın çevredeki diğer projelerden biliyoruz ki bu bölge zengin bir arkeolojik peyzaja sahip ve hayal kırıklığına uğramadık" dedi.
Gerçek Hazine: 2010 Somerset Buluntusu
Şunu da eklemeliyim—bu yeni buluntu ilginç, ama Carausius sikkelerinin en büyük keşfi bu değil. O unvan 2010'da Somerset'de bulunan hazineye ait. Bir metal dedektör tutkunu, tek bir saksıda 52.000'den fazla Roma dönemi sikke buldu—toplam ağırlık 160 kilogramı aşıyordu. Bunların arasında 766 Carausius sikkesi vardı; bugüne kadar kaydedilmiş en büyük tek Carausius buluntusu.
Ama bu yeni keşifte özel olan bir şey var. Sikkenin kendisi değil, temsil ettiği şey: Daha büyük, daha tuhaf bir hikâyenin küçük bir parçası. Kuralların kendisi için geçerli olmadığına karar veren, dünyanın kenarındaki bir adada kendi imparatorluğunu kuran ve 1.700 yıl sonra bile bulunacak sikkeler basan bir adam.
Bu tür keşifleri okuduğumda hatırlatıyor: Tarih sadece büyük savaşlardan ve ünlü imparatorlardan ibaret değil. Bazen, imparatorluğun kenarındaki garip, asi adamın kuralları kendisinin yazabileceğini düşünüp birkaç yıl boyunca gerçekten başaran hikâyesi de tarihin ta kendisi.