Saatin Sana Yalan Söylüyor (Fizik Bunu İspatlayabilir)
Trafikte sıkışıp kaldığında zaman nasıl ağır ağır ilerliyorsa, ya da eğlenirken aniden üç saat geçip gidiyorsa biliyor musun o hissi? Hepimiz zamanı, bizi ileriye taşıyan sabit bir akış gibi hissediyoruz. Ama ya zamanın kendisi değil, onun hissi olan şey yanılsıysa?
Zamanı Hiç Görmemiş Olduk
Düşün biraz: zamanı gerçekten hiç görmüş müsün? Elinde tutmuş? Tabii ki hayır. Hayatının hiçbir anında zamanı doğrudan ölçmemişsin.
Telefonuna bakarken zaman ölçmüyorsün aslında. Saatin ibresi kaç kez hareket ettiğine karşılık gelen ekrandaki bir sayıyı okuyorsun. Bileklik saatin zamanı yakalamıyor; sadece değişimleri takip ediyor. Güneş doğuyor, batıyor. Kalbin atıyor. Sarkıç ileri geri sallanan. Bunların hepsi fiziki nesnelerdeki değişimler ve biz bu değişimlerin desenine "zaman" adını verdik.
Sanki gerçekten kullanışlı bir ölçü çubuğu icat ettik, sonra onu icat ettiğimizi unuttuk ve her zaman orada varmış gibi davranmaya başladık.
Işıl Işıl Örneği Kafamı Dağıttı
Bir araba pisti turluyor. Yanında da bir kronometre var.
Birinci tur sonunda kronometre "1" gösteriyor. İkinci turdan sonra "2". Basit, değil mi? Ama işte burada ilginç hale geliyor: bu bütün senaryoyu kusursuzca anlatmak için zamanın kavramına hiç ihtiyacın yok aslında. Sadece arabanın konumunun kronometrenin göstergesiyle eşleştiğini gösteren bir çizelgeye ihtiyacın var.
Kronometre "57" gösterdiğinde araba 57. turda. Hepsi bu. Zamanın akıp geçtiği ya da ilerlediği fikrini çağırmadan tüm bilgileri elinde ediyorsun.
Beynim patladı.
Kuantum Fiziği "Bir Dakika" Diyor
Şimdi aynı fikri kuantum seviyesine, atomlar ve subatomik parçacıkların gerçekten tuhaf şeyler olduğu evrene götür.
Kuantum mekaniğinde bilim insanları garip bir şeyle karşılaştılar: parçacıklar "dolanık" olabiliyor, yani gizemlice bağlılar ve birini ölçmek anında diğeri hakkında sana bilgi veriyor. 1980'lerde fizikçiler Don Page ve Bill Wootters radikal bir fikir getirdiler: ya evrenin tamamı o araba ve kronometre gibi çalışıyorsa?
Ya geçmiş, şimdi ve gelecek aslında bizi ileriye doğru akıp geçmiyor da, bir kitabın farklı sayfaları gibi aynı anda var olan evrenin farklı "halleri" midir? Sadece senin bilinci onlardan hızla geçiyor mu?
Buna "Page-Wootters Resmi" dediler ve ne kadar çok düşünürsen, zamanın aslında gerçek olmadan neden bu şekilde hissettiğimizi o kadar çok açıklıyor.
Yani Bu Gerçekten Ne Anlama Geliyor?
Eğer fizikçiler zamanız bir evren fikrinde haklılarsa, çılgın birkaç şey çıkıyor ortaya:
Geçmiş şu anda gerçek. Çocukluğun gitti değil—şimdiki anın var olduğu şekilde var oluyor. Sadece evrenin farklı "durumları".
Gelecek zaten yazılı. Mistik bir anlamda değil, ama şimdiki kadar gerçek olması açısından. Tüm anlar eşzamanlı var.
"Şu anda" özel değil. Her an kendi perspektifinden şimdiki anı zannediyor, ama var olan başka herhangi bir an ile senin "şimdi"nin arasında nesnel olarak hiçbir fark yok.
Zaman akmıyor. Zamanla sürükleniyormuş gibi hissettiğin o his? O senin bilincinin gerçekliğin farklı durumlarından geçmesi, zamanın senin içinden geçmesi değil.
Neden Umursamalısın?
Açıkçası bu fikirlerden biri senin gündelik hayatını hiç değiştirmeyebilir. Yine de toplantılara geç kalacaksın. Öğle yemeği yine öğlende olacak. Kahven yine soğuyacak.
Felsefece? Bu devasa. Demek oluyor ki gerçeklik hakkındaki en derin sezilerimiz—zamanın akıp geçtiği, geçmişin gitti, gelecek henüz yoktur—hepsi yanlış olabilir. Beynimizin bize anlatması yararlı mitler, ama mitler yine de.
Ayrıca fizikçiler belki denklemlerini zamanı tamamen çıkararak sadeleştirebilirler. Tüm evrenin davranışını hiç zaman sözcüğünü kullanmadan anlatabilirsen düşün. Tamamen saçma gelse de, bu zarif ve güzel bir şey.
Dürüst Konuşmak Gerekirse
Şunu söylemeliyim: bu hâlâ büyük ölçüde spekülasyon alanında. Pek çok fizikçi bu düşüncenin harika ama gerçeklik böyle olmadığını düşünüyor. Evren kuantum seviyesinde zamanız olabilir, ama bizim beyinlerimiz gerçekliğin içinde yol bulmak için zamanı yararlı bir şekilde yaşamaya ihtiyaç duyabilir.
Ama işte bu biliimi eğlenceli yapan. Her birkaç on yıl birisi gelip yüzyıllardır yaptığımız en basit varsayımları sorguluyor. Bazen yanılıyorlar. Bazen her şeyin hakkındaki anlayışımızı baştan yazıyorlar.
Her halükarda, bir dahaki sefere birisi sana saat kaç diye sorarsa, gizem dolu bir gülümsemeyle "Zaman? Sanmıyorum ki gerçek olsun" diyebilirsin.