Yılanların Kökeni Hakkında Bildiğimiz Her Şeyi Değiştiren Keşif
İlk bu çalışmayı duyduğumda, sıradan bir "bilim insanları ilginç bir fosil buldu" haberi bekliyordum. Ama araştırmacıların 80 milyon yıllık bir yılan kafatasından çıkardıkları? İşte bu, insanın her şeyi baştan düşünmesine neden olan keşiflerden biri.
Beklenmedik Dönüş
Uzun süredir bilim insanları arasında bir tartışma var: yılanlar bugünkü uzun, bacaksız bedenlerini kazança mı yoksa okyanuslara mı borçlu? İki grup var: biri yeraltı yaşamını savunuyor, diğeri deniz ortamını. Basit bir ayrım gibi görünüyor, değil mi?
Ama işte sürpriz! İki tarafın da tamamen haklı olmadığı ortaya çıktı.
Princeton Üniversitesi'nden Tiago Simões liderliğindeki bir ekip, Nature dergisinde yayımladıkları bulgularla bu tartışmayı temelden sarsıyor. Brezilya'nın güneydoğusunda yeni bir yılan türü keşfetmişler — adı Tametara mirim — ve bulunan fosil, şimdiye kadar bulunan en kapsamlı yılan iskeletlerinden biri. Kafatası, omurlar ve hatta beyin yapısı korunmuş durumda. Paleontologlar için gerçek bir şans bu.
Beyin Ne Anlatıyor?
İşin ilginç kısmı burası. Ekip, bilgisayarlı tomografi (temelde gelişmiş BT taraması) ve 3D modelleme kullanarak antik yılanın beyin kutusu dijital rekonstrüksiyonunu oluşturmuş. Ve buldukları şey beklenmedikmiş.
Tametara'yı Arjantin'de bulunan ünlü fosil yılan Dinilysia ile karşılaştırdıklarında farklar çarpıcıymış. Bu iki antik yılanın beyin şekilleri tamamen farklıymış — ve bu şekiller yaşam tarzları hakkında çok farklı hikayeler anlatıyormuş.
Helsinki Üniversitesi'nden Nicolas Di-Poï'nin de belirttiği gibi: "İkisi de birbirlerinden ve incelenen diğer yılanlardan çarpıcı biçimde farklı beyin şekillerine sahipti." Tametara kazı yaşamına uyum gösterirken, Dinilysia yüzeyde yaşamaya göre şekillenmiş gibi görünüyor.
Evrim Düz Bir Çizgi Değildi
İşte asıl ilginç olan kısım. Deniz tortullarından elde edilen kanıtları da eklediğinizde, ortaya çıkan tablo düzgün bir evrimsel çizgi değil. Erken dönem yılanlar sürekli deneme yapıyor, yeraltı tünelleri, açık arazi ve okyanus suları arasında hareket ediyorlardı.
Bir beden planını yavaş yavaş "mükemmelleştirmek" yerine, farklı yılan soyları aynı anda farklı ekolojik stratejiler deniyordu. Sanki evrim aynı anda birden fazla deney yürütüyordu ve çeşitli yılan vücut tipleri neyin işe yarayacağını görmek için yarışıyordu.
Araştırma ekibinden Simone Macrì çok güzel özetlemiş: "İskeletten çok beyin çok daha zengin bir hikaye anlatıyor."
Ve dürüst olalım, bu söz pek çok bilim dalı için geçerli değil mi? Bazen en büyük keşifler, yüzeyde gördüklerimizden değil, içeride olup bitenlerden geliyor.
Neden Önemli?
Bu hikayeyi seviyorum çünkü evrimin "ilkel"den "gelişmiş"e düz bir çizgi olmadığını hatırlatıyor. Dağınık, deneysel ve açıkçası bu kaotik yapısıyla güzel.
İlk yılanlar henüz "doğru" yılan olmanın yolunu bulamamış başarısızlar değildi. Kaşiflerdi, hayatta kalma mücadelesinde farklı çözümler deniyorlardı. Bazıları kazdı, bazıları yüzdü, bazıları yüzeyde süründü — ve tüm bu farklı deneyler, bugün sahip olduğumuz 4000'den fazla yılan türüne yol açtı.
Bir dahaki sefere bir yılan gördüğünüzde — ister bahçenizde, ister bir belgeselde — onun Kretase manzaralarında dolaşan, çeşitli beden planlarını ve yaşam tarzlarını deneyen antik atalarını hayal etmeye çalışın. Bugün gördüğünüz yılan, milyonlarca yıllık evrimsel deneme-yanılmanın sonucu.
Ve açıkçası? Bu gerçekten etkileyici.
Kaynak: ScienceDaily