1968 yılında sıradan bir balıkçılık seferi, okyanusun en büyük gizemlerinden birine dönüştü. Dört adam Kanarya Adaları'ndan yola çıktı, 1.800 mil ötede sürüklenirken bulundu. Yanlarında sadece çürümeye başlamış bir ceset, gizemli bir not defteri vardı. En çarpıcı olanıysa, kendilerine uzanmış yardım elini neden reddettiklerine dair en küçük bir ipucu bile yoktu.
Yaban arıları bal arılarına kıyasla daha sevimli ve tüylü olabilir, ama yeni bir araştırma bu extra tüylülüğün onlara pahalıya patlayabileceğini ortaya koyuyor. Bilim insanları bu sevimli bahçe ziyaretçilerinin, aynı çiçeklerin birkaç adım ötesinde vızıldarken bile bal arılarından yedi kata kadar fazla toksik ağır metal biriktirdiğini keşfetmiş. Bu rahatsız edici bulgu, bahçelerimizin aslında bu küçük tozlaştırıcılara ne yedirdiğini bir kez daha düşündürüyor.
Dünya, uzay keşfi için muhteşem bir dönemden geçiyor. Ama tüm bu roket fırlatmalarının ardında beklenmedik bir sır yatıyor. Bilim insanları, artan fırlatmalardan kaynaklanan isin, istemeden bir iklim mühendisliği deneyine yol açabileceği konusunda uyarıyor. Bu deney, Dünya'nın üst atmosferini şimdiden değiştirmeye başladı ve biz bu değişikliklerin ne anlama geldiğini yeni yeni kavramaya başlıyoruz.
Alzheimer patolojisi taşımasına rağmen asla belirti göstermeyen yaklaşık her üç kişiden birinin neden böyle olduğuna dair ilginç bir bulguya ulaşıldı. Üstelik bu bulgu, beklentilerle örtüşmedi.
Hiç düşündünüz mü, neden büyükannenizin altın yüzüğü 50 yıl sonra bile yepyeni gibi dururken gümüş bileklik bir ayda kararıveriyor? Tulane Üniversitesi'ndeki bilim insanları bu sırrı çözmüş. Ve inanın, cevap sandığınızdan çok daha ilginç. İşin sırrı sadece altının "tembel" olması değil — atomların mühendisliğimizi utandıracak düzeyde koruyucu bir dans sergilemesi.
Kreatin denilen şeyi duymuşsunuzdur — spora takıntılı arkadaşlarınızın kas yapmak için kullandığı bir takviye. Ama UCLA'daki bilim insanları bundan çok daha ilginç bir şey keşfetmiş olabilir: kreatinin bağışıklık sisteminize kanser hücrelerini avlamasında yardımcı olabileceğini. Gelin, ne bulduklarını ve araştırmacıları neden bu kadar heyecanlandırdığını anlatalım.
Yale Üniversitesi'nden araştırmacılar, Parkinson hastalığına yol açan proteinin sinir hücreleri arasında nasıl yayıldığını çözmüş olabilir. Bu bulgu, hastalığın tedavisinde yeni bir sayfa açabilir ve belki de ilerlemesini yavaşlatmanın bir yolunu gösterebilir.
Bilim insanları metamateryallerden yapılan yeni bir MRI anteni geliştirdiler. Bu anten sayesinde görüntüler hem daha net hem de daha kısa sürede elde ediliyor. En güzel yanı ise şu: yeni bir cihaz almaya gerek yok, mevcut sistemlerle de çalışıyor.
Araştırmacılar, yıllardır kullanılan ucuz bir tansiyon ilacının, güçlü bir kanser ilacı sınıfının şu ankinden çok daha fazla hastada işe yaramasını sağlayabileceğini keşfetti. Bu bulgular zaten gerçek hasta grupları üzerinde denemelere yol açtı ve ilk sonuçlar onkoloji dünyasında büyük ilgi uyandırdı.
Bilim insanları ağızdan alınan yeni bir kilo verdirici ilaç geliştirdi. Klinik deneylerde bu ilaç, halihazırda kullanılan ağızdan alınan diğer seçeneklerden daha başarılı sonuçlar verdi. Üstelik bu ilaç, bu tür ilaçların ihtiyaç duyan milyonlarca insana ulaşmasının önündeki en büyük engellerden bazılarını da kaldırabilir.
Bir hafta boyunca Ray-Ban Meta akıllı gözlüklerini taktığımda, kendimi bir sibernete dönüşmüş gibi hissedeceğimi sanmıştım. Bunun yerine, gözlükleri taktığımı unuttum — ve asıl mesele de bu. Bunlar geleceğin artırılmış gerçeklik gözlükleri değil; şu anın bağlantılı aksesuarları ve belki de gündelik teknolojiye bakış açınızı kökten değiştirecek türden şeyler.
Araştırmacılar, ruh haliyle bağlantılı beyin kimyasalı serotoninin kalbin mitral kapakçığıyla da ilgili olduğunu ortaya çıkardı. Columbia Üniversitesi'nden bilim insanları, belirli bir serotonin taşıyıcısının düşük aktivitesinin, zaten bozulmaya eğilimli kapakçıklardaki hasarı hızlandırabileceğini buldu. Bu keşif, yaygın antidepresan kullanan milyonlarca insan hakkında yeni sorular doğuruyor.
Yeni bir araştırma, aralıklı oruç tutmanın geleneksel kalori sayma yöntemiyle baş edemeyenler için bir çözüm olabileceğini ortaya koyuyor — üstelik bu, sandığınızdan farklı bir nedenden dolayı. Araştırmaya göre mesele sadece ne yediğinizde değil, beyninizin tüm diyet sürecini nasıl işlediğinde yatıyor.
NASA'nın Hubble Uzay Teleskobu, tuhaf bir şekilde uzay ateşbazına benzeyen çok eski bir yıldız kümesinin göz kamaştırıcı bir görüntüsünü yakaladı. Üstelik bu görüntü, tüm evrendeki en vatansever manzara bile olabilir.
Bilim insanları bir kara delikten enerji çekmeyi başardı. En azından laboratuvarda oluşturulmuş sahte bir kara delikten. Üstelik kullandıkları yöntem iletişim sistemlerini baştan yazmamızı, kuantum bilgisi işleme yöntemlerimizi kökten değiştirmemizi ve evrenin en güçlü yapılarını anlamamızı sağlayabilir.
Statinler hakkında duyduğunuz yan etki hikayeleri sizi bu ilaçlardan uzaklaştırdıysa, Oxford'dan gelen yeni bir araştırma belki fikrinizi değiştirebilir. Bilim insanları, çoğu insanın aslında çok az şeyden endişe etmesi gerektiğini gösteren bir araç geliştirdi — ve bu oldukça ilginç bir gelişme.
Kolesterol ölçümü yaptırdıysanız, doktorunuzun baktığı sayının aslında pek de doğru olmayabileceğini biliyor muydunuz? Yeni araştırmalar, çoğumuzun adını bile duymadığı bir testin kalp krizi ve felç riskini öngörmede çok daha başarılı olabileceğini ortaya koyuyor. Belki de bir sonraki kontrolde doktorunuza bu testten bahsetmenin tam zamanı.
Bilim insanları, yıllardır bunama ile ilişkilendirdiğimiz bir proteinde beklenmedik bir şey keşfetti. Aynı protein, kalıcı anıların oluşmasında da kilit rol oynuyormuş. Bu şaşırtıcı bulgu, sağlıklı bellekten Alzheimer hastalığına kadar pek çok konudaki düşüncelerimizi alt üst edebilir.
Hepimiz duymuşuzdur: İnsan beyni gerçek anlamda aynı anda birden fazla işi yapamaz. Sadece arada öyle hızlı geçiş yapar ki, eş zamanlıymış gibi hissettirir. Ama yeni bir araştırma bu varsayımı alt üst ediyor. Yeterince pratik yapılırsa, beyniniz gerçekten yeniden organize olabilir ve iki işi birden halledebilirsiniz.
Bilim insanları düşük yoğunluklu ses dalgalarının bağışıklık hücrelerini yeniden programlayarak hasarlı eklemleri onarabileceğini keşfetmiş. Normalde iltihaplanmaya yol açan bu hücreler, bu yöntemle eklemlere iyileşme sinyali göndermeye başlıyor. Tedavi yaklaşımlarını kökten değiştirebilecek bu yöntem, romatizmanın önlenmesi konusunda da umut vaat ediyor.